Kuranı kuran
KUR'AN I KURAN
Bölüm 1
BAŞLANGIÇ
Allah adı ile başlarım, Rahman ve Rahim olan. Hamd Âlemlerin Rabbi Allah'adır. Rahman'dır, Rahim'dir O. Hesap ve ceza gününün mâlikidir. Allahım! Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.
An'ı kuran
Can'ı kuran
Ta'yı kuran
Ha'yı kuran
Elif'i, Lâm'ı, Mim'i kuran
Ra'yı kuran
Cin'i kuran
Sin'i kuran
Kaf'ı kuran
Ayn'ı kuran
Gaybı kuran
Hakkı kuran
Din'i kuran
Dil'i kuran
Şems'i kuran
Kamer'i kuran
Kur'an ı kuran!
Bölüm 2 - NİBİRU!
SİYASETCİ2010
Nibiru Geldi…
Kısaca Nibiru Nedir?
Nibiru’nun 32 ismi: Eski çağlardan itibaren astronomide Planet-X’in pekçok ismi mevcuttur. Sümerler gezegeni “12. Gezegen” veya “Nibiru” (geçen gezegen olarak çevrilebilir) olarak isimlendirmişlerdir. Babilliler ve Mezopotamyalılar 3 isim daha kullanmışlar: “Marduk”, “Cennetlerin Kralı” ve “Büyük Cisim”. Eski çağ yahudileri yıldızların arasındaki uzun yörüngesi sebebiyle ona “Kanatlı Dünya” demişlerdir. Mısırlılar iki isim kullanmışlar: “Apep” veya “Seth”. Yunanlılar “Typhon” ismini koymuşlar ayrıca yazılı olarak çok sık geçen “Nemesis” ismini de kullanmışlardır. Diğer eski uygarlıklar “Göğün Lordu Şiva” ve “Yıkım Tanrısı” ismini kullanmışlar. Eski Çin halkı “Gung-gung”, “Büyük Siyah” veya “Kızıl Ejder” ismini kullanmışlar. Finikeliler “Büyük Phoenix”, Yahudiler “Yahweh”, Mayalar “Göksel Quetzalcoatl” veya “Tzoltze ek'”. Nibiru Latince “Lucifer” olarak kullanılmış. İncil’de 8:10-12 kısmında “Wormwood” olarak geçer. Diğer isimler ise: “Kırmızı veya Mavi Yıldız”. Ramala’da “Fiery Messenger” olarak geçer. “Büyük Yıldız” olarak İncil’de sözü edilir. “O’nun Yıldızı” olarak Edgar Cayce değinmiştir. “Büyük Kuyrukluyıldız” ve “Kıyamet Kuyrukluyıldızı” olarak Grail’in mesajında geçer. İlk çağlara ait ingiliz yazılarında “Shipton Anne”, “Kızgın Ejder” olarak geçer. Güneş Sistemimizle ilgili en son bilgilere göre “X”, “10. Gezegen” olarak isimlendirilmiştir. NASA tarafından “2001 KX76” ismi verilmiş, bu isim daha sonra “Ixion” olarak değiştirilmiştir.
Nibiru Kur’an da
1)Āli`Imrān 3:137,
2)Yūsuf 12:109,
3)Naĥl 16:36,
4)Hacc 22:46,
5)Rūm 30:9,
6)Fātır 35:44,
7)Mu’min 40:21
8)Mu’min40:82,
9)Muhammed 47:10 surelerinde geçer.
Bölüm 3 - TİN
ALLAH C.C. ADEMOĞLU NU NEDEN AŞAĞILARIN AŞAĞISINA İNDİRDİ?
Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik. Tin Suresi 95:5
CEVAP TiN SURESİNDEKİ YEMİNDE GİZLİ.
1- İncire ve zeytine andolsun,
2- Sina dağına,
3- Ve şu emin beldeye.
4- Doğrusu, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.
5- Sonra aşağıların aşağısına çevirdik.
6-Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka; onlar için kesintisi olmayan bir ecir vardır.
7- Öyleyse bundan sonra, hangi şey sana dini yalanlatabilir?
8- Allah hükmedenlerin hakimi değil midir?
İNCİR CİNLERİ, ZEYTİN İSE İNSANI TEMSİL EDER. ALLAH C.C. KENDİ TASVİRİNİ İSE ŞU ŞEKİLDE YAPAR;
“Allah, göklerin ve yerin nurudur. O’nun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile neredeyse aydınlatacak (kadar berrak)tır. Nur üstüne nur. Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah, insanlar için misaller verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. ” der (Nur suresi 35. Ayet).
DAĞ İSE ALLAH C.C TEMSİL ETMEKTEDİR. AMAÇ ZİRVEYE HANGİ AĞACIN ULAŞACAĞI KONUSUDUR. HER İKİ AĞAÇ DA ZİRVEYE EŞİT UZAKLIKTA BIRAKILMIŞLARDIR. EMİN BELDE İSE DÜNYA GEZEGENİDİR.
Bölüm 4 - VİZYON
Allah adı ile yazmaya başlarım.
Merhaba. Ben Siyah. Bu tabiki de benim nicklerimden bir tanesi.
Aslında satranç oynarken genelde siyah seçerim. Siyah savunmayı temsil eder.
Savunma hücumdan zordur. Çünkü temelinde disiplin, kararlılık, ve sabır yatar.
Prof bir oyuncu değilim. Ama, çocuk yaştan beri oynadığım bu oyunun
bana öğrettiği farklı bir şey oldu. Şükredilecek bir kazanım, Vizyon.
Çocuklarıma da bunu aşıladım tabiki.
Ufaklık (orta 2 de) iki kere okullar arası 1.lik aldı.
Vizyon; temelde çok geniş açıdan bakmak demek.
Hayatımın her döneminde olaylara geniş açıdan bakmışımdır.
Şimdi sizlere gerçekte ne demek istediğimi anlatacağım.
Müslüman bir ülkede, müslüman bir aile içerisinde doğup büyüyoruz bir çoğumuz.
Çoğumuz ailemiz ile, arkadaşlarımızla, okul ile, medya, radyo, tv, internet, işimiz ile etkileşim halindeyiz
ve onlardan bir çok şey öğreniyoruz.
Elbette her kes birbirinden öğrenecektir.
Tercihim her zaman ilk ağızdan öğrenmek olmuştur.
Bu konuda benim için ilk ağız Kur’an dır.
Çünkü ‘Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. En’âm Suresi 38.ayet ‘ buyurulmuştur.
Kitap bizi yani yaradılmışları, düşünenleri kapsıyorsa neden bizi yarattın diye sorduğumuzda,
‘Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.’ZARİYAT 56
diye cevap verecektir. Peki o zaman, bunun sonucunda ne olacak? diye sorduğumuzda ise
hakkı en doğru biçimde kullananı cennet, hakkın yoluna engel olanı ise cehennem ile mükafatlandıracağını söyler.
İkramda sınırın sadece cennet mi diye sorduğumuzda ise,
‘Doğrusu melekler ikram olunmuş kullardır’ Enbiya 26 diye cevap verir.
Vizyonda temel prensiplerden bir tanesi de doğru soruyu sormaktır. İkramı istemezlerse diye soracak olursak,
‘Mesih de, Allah’a yakın melekler de, Allah’a kul olmaktan asla çekinmezler.’ NİSA 172
diye cevap verir.
Bu cevabı şöyle düşünebilirsiniz, melek olmadan önceki uç mertebe mesih olmak.
Yani bir insan melek olabilir. Şimdi bu nasıl mümkün olabilir diye soruyorsunuz.
Ama kainatın varoluşundan bugüne kadar geçen kısmında yüz sene geriye gidin, siz yoktunuz.(izafiyet)
Evrim süreçlerini tamamlamış ve İbrahim’e selâm getirenler o zaman var idiler.
Evrim sürecini tamamlamış olmak demek, nûrun tamamlanmış olması demektir ki, bunun bu dünyada mümkünatı yoktur.
Yani İbrahimin kızarttığı buzağıyı yemeyenler bu dünyadan olamazlardı.
Onların dünyaları farklı idi. Pekala bu müjde getirenler cennetlerinde dertsiz tasasız yaşıyor olabilirlerdi.
Ama onlar cennette değillerdi ve başka bir dünyanın varlıklarına yardım ediyorlardı.
Belkide onların sayesinde siz bu aşamaya kadar geldiniz.
Çünkü hakka engel olanları onlar ezdi geçti.
Onlar alemlerini sadece kendi dünyaları sanmadılar. Esas olan hakka yardım bu değil mi?
Hayır! Onlar bize çok daha fazlasını verdiler. Nerden mi biliyorum? Kur’an okuyorum.
Onlar buranın bizim evimiz olmadığını biliyorlardı. Tıpkı kainatın her yerinin onların evi olduğunu bildikleri gibi.
‘Melekler, “Allah’ın arzı geniş değil miydi, orada hicret etseydiniz ya!” derler. Nisa 97’ Bakın !
Yüce yaradan İlk önce dünyamızı, sonra kainatı gezmemizi, görmemizi istiyor.
Oldu, bari bide kapımıza araba bıraksaydı, anahtarınıda üstüne koysaydı dediğinizi duyar gibi oluyorum.
Bu şimdi sizin için değil ama çocuğunuz veya torununuz için geçerli olabilir.
Evet kapınızda arabanız da var. Hemde öyle bir araba ki!.
Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir. Yasin 40
Bu arada Ya! Sin; Ey insan! demektir.
Cümleyi iyi kurgulayın. Ne ay güneşe yetişebilir denmediğine göre,
Ay güneşe yetişebilir.
Burada yetişmekten kasıt hız dır. Yani her gök cisminin uzayda bir hızı vardır.
Güneşin yaklaşık yörünge hızı saniyede 220 kilometredir (+/-20 km/s) Her biri bir yörüngede yüzmektedir, evet.
Şimdi size ay hakkında tuhaf olguları anlatmayacağım. Kendiniz inceleyin.
Sana, hilâlleri soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir. İyilik, evlere arkalarından girmeniz değildir.
Ama iyi davranış, takva sahibi (Allah’a karşı gelmekten sakınan) insanın davranışıdır.
Evlere kapılarından girin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz. Bakara 189
Tek bir ayette hilalden bahsederken birden evden bahsediyor, ve arka kapıdan girmeyin diyor?
Vizyon nerde şimdi görebildiniz mi? Evet, bizim esas evimiz kainatın ta kendisidir.
Arabamıza yani ayımıza, dünyaya bakan kısmından, ki ayın her zaman tek bir yönü dünyaya bakar,
o kısımdan gireceğiz. Ki dünyadan teleskopla bile baktığımızda oraya girip çıkarken görelim.
Ne zaman? Hilal evresinde, çünkü hilal evresinde iken kapıdan girebilirsiniz.
Bakın kapınızda son model bir araba duruyor. 4,53E9 yaşında. Dünyamızdan bile yaşlı.
Hızı mı? :)) Ona güneş saniyede 220 km ile tozuna yetişemez. Şimdiye kadar neden ilk ‘Oku!’ dendiğini
anlamış olduğunuzu farz ediyorum. Çünkü nasıl ki eğitimsiz, ehliyetsiz araba yada herhangi bir şey süremez isek,
kapımızdaki o arabayıda eğitimsiz, öğretimsiz, ehliyetsiz süremeyiz.
Bilimde ve ilimde uç noktalardır kainatı kavramak,
ve başka bir alemdeki düşük seviyeli varlıklara yardım etmek. Çünkü biz onlara yardım etmez isek onlar, bencil, anlayışsız, sabırsız, okumayan,
Allah’ı tanımayan, hakkı bilmeyen, cehennemi hak eden varlıklar olacaklardır.
Sevgi, saygı, okuma ve öğrenme ile sağlıklı kalın.
Bölüm 5 - MÜCADELE!
Mücadele suresi.
Kur'anda tecavüzün cezası nedir?
Kur’an da tecavüzün cezası nedir?
“zinaya yaklaşmayın. zira o, bir hayasızlıktır ve çok kötü bir yoldur.” (isrâ, 32)
Dönüp dolaşıp aynı yere gelen cahiller gibi olmayın.
Sadece Allah istediğine buldurur, istediğinden alır.
Soru şu: Kuran’da tecavüzün cezası neden belirtilmemiş?
Bu soru Kur’an a ve Allah’a yapılan en büyük haksızlık değilmi?
Eğer bu sorunun cevabını bildiğim halde vermeseydim şüphesiz bende bu büyük günaha dahil olurdum.
Aşağıdaki linklerde Kur’an da tecavüzün cezasının olmadığına dair birçok farklı görüş bulunmaktadır.
https://eksisozluk.com/islam-ulkelerinde-tecavuzun-cezasi–3687110?p=6http://www.kuranincelemesi.org/bulgu/kuranda-tecavuz-irza-gecme-cezasi-yok-mu/
http://www.uludagsozluk.com/k/kuranda-tecav%C3%BCzle-ilgili-ayet-olmamas%C4%B1/
http://www.turandursun.com/forumlar/archive/index.php/t-20034.html
https://eksisozluk.com/islam-ulkelerinde-tecavuzun-cezasi–3687110
Kur’an da tecavüzün cezası nedir diye diyanete sorduğumuzda ise, şu aşağıdaki resmi cevabı alıyoruz.
“”Mütecavize zina cezası ile paralellik arz eden cezalar uygulanır.
Buna göre tecavüz eden kişi muhsan ise recm; muhsan değil ise 100 celde (sopa) ceza verilir.
Zina suçunda kabul edilen muhsanlık ise, sahih bir nikahla zifafa girmek olarak tanımlanmıştır.
Kur’an-ı Kerim’de recm cezası ile ilgili bir hüküm bulunmamaktadır.
Kur’an’da, evli olup olmadığı şeklinde herhangi bir ayrım yapılmaksızın zina eden kişinin cezasının 100 sopa olduğu belirtilmektedir (Nur 24/2).
Fıkıh kitaplarındaki recm, bazı hadis ve tefsir kitaplarında yer alan Hz. Peygamber’in uygulamasına dayandırılmaktadır.
Kayıtlı tarihe göre recm cezası nadiren uygulanmıştır.
Bu cezayı kimin tatbik edeceğine gelince,
zina İslam hukukunda had cezasını gerektiren bir suç olarak ele alınır.
Had, Allah hakkı olarak yerine getirilmesi gereken, miktar ve keyfiyeti nass ile belirlenmiş cezai müeyyideleri ifade eder.
Hadlerin infazı devletin yetkisi dahilinde olup infaz kamu adına yapılır; bu sebeple mesela yakın akrabasının zina yaptığına şahit olan bir Müslüman,
bu zaniye had cezasını ya da başka bir cezayı tatbik etme hakkına ve yetkisine sahip değildir. Aynı şekilde mütecavize de cezası devlet tarafından verilir.
Diğer yandan mütecaviz saldırısı esnasında başka yaralamalara da sebep olmuşsa bunlardan dolayı kendisine kısas uygulanır
ve hakimin takdirine göre tazir cezası da verilebilir.“”
Irza geçme veya tecavüz, kişinin rızası dışında cinsel ilişkide bulunulmasıdır.
Genelde erkek tarafından kadına ve kız-erkek çocuklara doğru yapılan bir eylemdir.
Tecavüz bir insanlık suçu olarak kabul edilir.
Türk Ceza Kanunu`nda ırza geçmenin tarifi yoktur. TCK 414 üncü maddesi 15 yaşını bitirmemiş bir küçük ile cinsel ilişkide bulunma eylemini;
423 üncü maddesi ise 15 yaşını dolduran kızı evlenme vaadi ile kandırarak kızlığını bozma eylemini ırza geçme olarak kabul etmiştir.
Zina, (Arapça: زنا ) birbiri ile evli olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişki.
[1] İbrahimî dinlerde yasak kabul edilir ve büyük günahlardan biri sayılır.
İslam’da zina eden kadına zaniye, zina eden erkeğe ise zani denir.[2]
Zinâ, bazı dinlerde cezayı gerektiren, meşrû olmayan cinsî münasebettir.
Aralarında bir nikâh bağı bulunmayan mükellef yani cezâî ehliyete sahip bir erkek ile kadın arasındaki cinsel ilişkidir.
Zinada iki veya daha fazla kişi karşılıklı kendi rızaları ile ilişkiye girerlerken tecavüzde taraflardan birinin rızası yoktur. Yani tecavüz ile zina ayrı birer fiildirler.
Buraya kadar maalesef islam dünyası ve islam alimleri tecavüz suçunu zina fiilinin içerisine sokarak tecavüz edilenleri müthiş bir haksızlığa uğratmışlardır.
Bilhassa tecavüze uğrayan kadınlar zina etmiş muamelesi görmüş, recm cezası almış, en ucuz sopa veya kırbaç cezası ile kurtulmuştur.
Tecavüze uğrayan küçük çocuklar kendi rızaları dışında birde o sapıklarla evlendirilmişlerdir.
İslam alimleri senelerce bu suçla ilgili ayet aramışlardır.
Halbuki Allah bu konuda ayet değil koca bir sûre göndermiştir.
Hemde öyle bir sûreki!
Mücadele!
Allah ile mücadele edemezsiniz!
Siz anca kendi aranızda mücadele edersiniz!
Allah ile mücadele edemezsiniz!
Nedir mücadele?
is. (müca:dele) 1. Birbirlerine isteklerini kabul ettirmek için iki taraf arasında yapılan zorlu çalışma, savaş. 2. Herhangi bir amaca erişmek, bir kuvvete karşı koyabilmek için bir kişi veya topluluğun güçlü, sürekli çabası, savaşım:
Eğer iki kişi arasında bir mücadele varsa işin içine o kişinin hakkına tecavüz girecektir. Bu kaçınılmazdır. Çünkü esasen tecavüz bir mücadele sonucudur.
Mücâdele, 1. Ayet: Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
(Buraya kadar anlamamız gereken kadıncağız neden peygambere geldi kocasını şikayet etti?)
Mücâdele, 2. Ayet: İçinizden kadınlarına zıhar yapanlar bilsinler ki, o kadınlar onların anaları değildir. Onların anaları ancak, kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar (zıhar yaparlarken) hoş karşılanmayan ve yalan bir söz söylüyorlar. Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
(Burada bir zıhar meselesi var. Nedir zıhar meselesi?
islam fıkhında yer alan ilginç kavramlardan biri. kısaca zihar; bir erkeğin, eşinin vücudunun tamamını veya avret yeri kapsamına giren bir kısmını kendi annesine benzetmesine denir. adam bu lafla otomatikman karısından boşanmış olur ve keffaretini vermediği müddetçe bir daha onu nikahına alamaz. cahiliyye döneminde keffaret cezası da olmadığı için sık başvurulan bir boşanma şekliydi. Demekki adam karısından boşanmış. Peki o zaman adamın karısı neden Peygambere kocasını şikayet etti? Karınız sizden boşanırsa yada siz karınızdan boşanırsanız ve boşandıktan sonra karınız sizi istemediği halde onunla cinsel ilişkiye girerseniz ne olur? Bu tecavüz suçu olmazmı?)
Mücâdele, 3. Ayet: Kadınlarından zıhar yaparak ayrılıp sonra da söylediklerinden dönecek olanlar, eşleriyle birbirlerine dokunmadan önce, bir köle azat etmelidirler. İşte bu hüküm ile size öğüt veriliyor. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
(Evet adam tecavüz suçunu işlemiştir birkere. Onun cezası ayrı kesilecektir. Ama eğer tekrar karısına dönmek isterse bundan sonra Allahın hükümlerini uygulamak zorundadır.)
Mücâdele, 4. Ayet: Kim (köle azat etme imkânı) bulamazsa, eşine dokunmadan önce ard arda iki ay oruç tutmalıdır. Kimin de buna gücü yetmezse altmış fakiri doyurmalıdır. Bunlar, Allah’a ve Resûlüne hakkıyla iman edesiniz, diyedir. İşte bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Kâfirler için elem dolu bir azap vardır.
Dikkat edin! Eşine, karısına, zevcesine dokunmadan önce diyor Yüce Allah! Boşandığı karısı haricinden bahsetmiyor. Yani bir kadına tecavüz ettikten sonra oruç tutun demiyor, yada oruç tutup bir kadına tecavüz edin demiyor. Bu olayın haricinde tecavüz eden;
“Kâfirler için elem dolu bir azap vardır.”
TECAVÜZ EDEN KAFİRDİR!!!
KUR’AN DA KAFİRİN CEZASI BELLİDİR.
Bölüm 6 - ABESE
KÖR!
ALLAH adı ile yazmaya başlarım. Çünkü ilk ne zaman yazmaya başladığımı o bilir.
Yüzünü ekşitti, öteye döndü diye başlar sûre.
Neden köre yüzünü döndü diye sorma, kör ne soracaktı diye sor. Çünkü bunun cevabını verir sûre.
Kulağı ile duydu onu. Sesin geldiği yöne koştu, düşme uğruna. Daha öncede duymuştu onu, ama bir fırsatını bulup soramamıştı.
Ne mi soracaktı kör adam? Ben neden körüm diye?
Sen kör olsan sormazmısın nedenini, iyi bilen birine? Sen görüyorsun ama ben hayatım boyunca göremedim, bu hâk mı diye.
Bir musibet bin nasihattan iyidir derler. Ama adam kör, musibetin sebebi ne? Bu dünyada ne işledi ki? Bari bir nasihat ver bin musibeti defedecek.
Kendini zengin görene nasihat ne fayda ki? Zenginlik sadece para ile mi? Çok bilgili görende zengin sanır kendini. Ancak ALLAH isterse olursun zengin. İşte o zaman değişir rengin.
Evet, insan gerçekten de hem NaN (In computing, NaN, standing for not a number, is a numeric data type value representing an undefined or unrepresentable value, …) hem kördür.
Neden kör olduğunu halâ kabûl etmiyorsun? Gözünün önünde duruyor, kabûl etmiyorsun?
Bak sana neler açıklanıyor? Sadece sen misin, milyarlarca hücreden biri idin. Bir şekil verildi sana. Rabbine nasıl varacağın idi asıl önemli olan. Bir hücre doğdu, milyarlarcası Râblerine döndü. Sonra o öldü. Kabire gömüldü.
Beden idi ölen. Ruhun ise gören!
Ruhunun sahibi ALLAH değil mi?
Dilediği zaman diriltip ortaya çıkarmaz mı?
Sen kör edersen birinin gözünü, yine diriltir seni, eder kör. Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş. ALLAH sizi Dünyanıza kör göndermiyor! Siz kendiniz bir birinizi KÖR ediyorsunuz!
Yediğin yemeğe bir bak. İyicene bir bak! İçerisindeki atomları görebildin mi?
Onları gören ALLAH, zamanın tam sahibidir. O atomları tekrar tekrar bozmaya ve birleştirmeye gücü yetendir.
İçtiğin suyu verdi sana. Sen o suyu bile kirlettin.
Şimdi bunu öğrendin! Sakın ben daha önce gelmedim deme! Beni tekrar buraya gönderemez de deme. Yağmur gibi yağdırır da bilemezsin. Kör eder göremezsin.
Karanlığa girme! Aydınlıkta kal, ışıkta kal!
Bölüm 7 - KEHF
MAGARA!
Allah adı ile yazmaya başlarım.
Sizde onun adı ile okuyun. Çünkü sadece onun hatırına, aşağıların aşağısına inenlere gönderilen dosdoğru bir kitabın bir suresinden bahsedeceğim size.
Dümdüz ve dosdoğrudur, eğiklik, eğrilik bulamazsınız diye başlar sure. Önce inananları uyarmak ve müjdelemek sonrada inanmayanları tersi ile muştulamak. Özellikle de “Allah bir çocuk edindi.” diyenleri…
Uyku ile başlar hayat yolculuğu. Mağaraya benzeyen ana rahminde. Uzun bir uyku ile. Ne kadar sürdüğünü sadece O bilir. İki grup var o uyuyanların içinde. Biri Sin, diğeri Cin. Ve bu dünya içinde, yarış halinde.
İki bağ bahçen var bu hayatının içinde, aralarından bir nehir geçen. Biri önceki bahçen, diğeri sonraki. Nehir ise ölüm. Kim nehri geçmeden bir sonraki bahçesine girebilir ki? Nehri geçenlerin sayısını rabbim bilir.
İster inanın, ister inanmayın, üçe bölünmüştür zaman ve bir nehir gibidir. Başlangıç, ortası ve son. Tıpkı Elif Lâm Mim.
Hakdan doğar o nehir. Ve tekrar hakka döner.
Göklerden geldi su dünyaya. Ve tekrar göklere gidecek. Yerin bitkisi onunla karıştı da onlardan yenir oldu. Sonra Adem ile başladı Allah’ı dünyada ilk düşünme.
Her medeniyetin bir babası vardı. Adem insanlığın babası. Daha doğmadan önce düşmanı oldu. Yayıldı Ademden olanlar, nice medeniyetler kurdu. Zulme ve batıla sapanlara helâk farz oldu.
Bir çokları geldi geçti, Firavun gibi yada ender de olsa Allah’ı arayan Musa gibi. Daha önce onu bulmuş idi. Sebebler izlenerek o bulunur idi. Tıpkı nehire düşüp giden yaprak misali. Gözleri ile görmüştü iki denizin yarılmasını. Şimdi birleştiği yeri bulmak isterdi. O bir denizdi. Rabbi de…
Rabbini bulman için nimetten vazgeçmen lâzım. Elindeki tek nimeti kaybedince buldu onu. Gerçek ilim Allah katında idi. İnsan aklının alamayacağı birçok ilim. Ve o istediği ilimden istediğine verir.
Musanın tabi olduğu o kulun ilmi, hayat yolculuğu ilmi idi. Gemiyi zalimden kurtarmak için yaralamaya izin verme yetkin vardır. Ama insan öldürmeye bir üst otorite ve toplum yönetimi izin verebilir. Geleceğin olgunlaşması şartı ile. Kimsenin tek başına birini öldürmeye hakkı yoktur. Ölenin yerine hayırlı ve merhametli olan Allahdan istenmelidir.
Allah ise ileride olacakları bilir, rahmet ilmi ondandır. Hayat ilmi de. Yolculuk ilmi de.
Bu dünyadan olup en uzağa yol alandır Zülkarneyn. İnsan ilk ne görmek isterse onu istedi. Geleceği. Yolculuk ilmi verilenlerin üst rütbesindeydi o. Güneşin hayatının son bulacağı kara deliğe kadar vardı. Ne sanıyordunuz ki, kara balçık gibi bir göze. Işık bile kaçamazdı ondan, güneş nasıl kaçsın? Evrenin her yeri yaşam dolu. Bu Allah için zormu? Bir kavim buldu. Zulmedenler, karadeliğin etrafındakileri çekmesi gibi son hızla azaba çekilir, bundan kaçışları yoktur.
Sonra geçmişi istedi Allahdan. Yıldızının doğum anına şahit oldu. Bir protostar, büyük bir ışınım. Allahdan başka kim koruyabilir yaşanası bir dünyadakileri bu büyük ışınımdan? Birisinin doğumu, birisinin ölümü kainatın döngüsü.
Sonra belkide ortayı bulmak istedi. Hiç söz anlamayanları buldu iki arada. Ve bunlarla uğraşanları.
Bir şehirdir Samanyolu Galaksisi kainatta… Ve Samanyolunda bir duvar, insanlığa verildi. Bir yıldız geçiti, solucan deliği.
Söz anlamayanlar beş harflilerdi.
Bu dünyada bizler üç harflileriz. Çünkü bizler üç boyutluyuz. Ya Sin! Ey insan. Ya Cin! Ey Cin! İster inanın ister inanmayın Cinlerde üç boyutludur.
Her dünyaya farklı bir çift vermiştir Allah. O dünya varlıkları ise beş boyutlulardı. Beş boyutlu ile nasıl konuşabilirsin ki? Beş boyutluyu dünyana nasıl almazsınki? Kapın açık. Ve kapıyı kapatmaya da açmaya da Allahın istediğinden başka kimse güç yetiremezdi. O kapattı kapıyı Allah izni ile. Duvarı, geçiti düzeltti. Bilgisiz geçilmezdi.
Kapılar Allah izni ile açılır. Hazine ise Allah izni ile bulunur.
Bir yolculuktur hayat. Allaha ulaşır sonu. Nebulalardan başlar, galaksilerden, yıldızlardan, gezegenlerden, herbirinin ayrı bir yolculuğu…
Babası, anası ile büyüyenler var. Babasız ve anasız büyüyenlerde var. Yetim ve öksüz büyüyor insanlık, babasız ve anasız.
Emin olun ki nice dünyalar var babaları ve anaları ile büyüyen. Evlatlarını Allah için eğiten.
Bir çocuk baba ayağından yoksun olduğunda yetim, anneden yoksun olduğunda ise öksüz adını alır.
Ademi de, Havvayı da göremedik. Anamızı, babamızı bilemedik. Yetim ve öksüzüz biz, ama kimsesiz olmamalıydı insanlık.
Bir ayağı eksik olan sehpanın ayakta kalmasının bir kaç yolu vardır: İlki olmayan ayağın yerine geçecek başka bir ayak bulmaktır. Olmayan ayağın yerine geçen ayak, gerçek ayak gibi olmayabilir ama sonuçta sehpanın ayakta kalmasına büyük hizmet eder.
Anne ve babanın ruh dünyamızda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu anlatmaya kelimelerimiz yetmez. Allahın kelimeleri ise tükenmez.
Onun için verildi İsa, baba yerine geçmesede.
Onun için verildi Meryem, ana yerine geçmesede.
Allahı anlatıyordu, sadece bir insan. Çocuklara anlatıyordu gerçek hakkı. Gerçek hakkın ne olduğunu bilemedik.
Buldunmu surenin ismini?
KEHF!
Bölüm 8 - KADİR GECESİ
KADİR GECESİ
Allah adı ile yazarım. Sizde onun adı ile okuyun!
Çünkü bilmediğim bir konu hakkında öğretmesi ve yardımcı olması için ondan izin isterim.
İzin istemenizin farkına vardığınızda, o konu önünüze gelmiş, başınızdan geçen olaylar o konu ile bütünlük sağlamıştır. Ve bir puzzle gibi parçaları birleştirirsiniz.
Yani sizin istediğiniz izni bile Allah daha önceden vermiştir. Sadece aklınızı işletmeniz kalmıştır.
Bu olayı bir yolda giderken önünüze çıkan tabelaları okumaya benzetiyorum. Eğer trafik tabelasını yanlış okursanız kaza yapma ihtimaliniz doğar.
Hayat yolunda Allah her daim önünüze bir takım tabelalar çıkarır. Eğer doğru okursanız kaza yapma ihtimaliniz sıfırlanır, varacağınız yere varırsınız.
İnsanlık için her sene önlerine çıkan bir tabeladır Ramazan! Ve ramazanda bir gün!
Kadir gecesi.
Nedir kadir?
“Değer, kıymet, itibar.
Bir yıldızın parlaklık bakımından bulunduğu basamak.
Güçlü, gücü yeter, erkli.
“Her şeye gücü yeter” anlamında Tanrı’nın sıfatlarından biri.
Kuvvetli, güçlü, kudret sahibi.
Allah’ın adlarındandır.
1. değer, kıymet, itibar. 2. parlaklık. 3. kudret sahibi kudretli, kuvvetli, güçlü. 4. allah’ın isimlerinden. kur’an-ı kerim’de 50’ye yakın yerde geçmektedir. başına”abd” takısı olarak “abdülkadir” olarak kullanılır.
Bir işi yapmaya gücü yeten. Kudret sahibi ve herşeye kudreti yeten. (Allah C.C.) ”
Her şeyden önce zaman kavramı için bir ölçü lâzımdı.
“Yûnus, 5. Ayet: O, güneşi bir ışık, ayı da bir aydınlık kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller takdir edendir. Allah, bunları ancak gerçek ile yaratmıştır. O, âyetlerini, bilen bir topluma ayrı ayrı açıklamaktadır.”
“En’âm, 96. Ayet: O, karanlığı yarıp sabahı çıkarandır. Geceyi dinlenme zamanı, güneşi ve ayı da ince birer hesap ölçüsü kıldı. Bütün bunlar mutlak güç sahibinin, hakkıyla bilenin takdiridir.”
Zaman için ölçüyü bulduktan sonra en değerli günü bulma.
“Kadr, 3. Ayet: Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”
Sizce neden 1000 aydan daha hayırlı?
Sebebi bu ayette gizli!
“En’âm, 98. Ayet: O, sizi bir tek candan yaratandır. Sizin bir karar kılma yeriniz, bir de emanet bırakılma yeriniz var. Biz anlayan bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıklamışızdır.”
Tek bir canlı hücreden çoğaldı insan. Bu dünya bir karar kılma yeri idi. Ama her yer geçicidir. Kısa ömrümüz gibi. Bir gün ömrünüz sona erecek. Dünyada, güneşde.
Her canlının bir ömrü var. Emaneten binek yeridir Ay! Eğer düşünürseniz.
Kim çocuklarının ölmesini ister? Dünyanın yok olacağını bilseniz, onların kurtulması için bir gemiye bindirmeye uğraşmazmısınız?
Emin beldedir bu dünya, ancak zamanı tükeniyor, tıpkı bir zamanlar canlılarla dolu olan mars gibi.
Çocuklarınızın hayatlarının kurtulması için onları emanet bir yere bırakmazmısınız? Ay hakkında okuyun. Onun gerçekte ne olduğunu öğrenin.
İnsanları ona ulaşmaya yöneltin. Bir kişinin hayatını kurtarmak insanın tüm ömrü boyunca yapacağı en büyük sevap değil mi?
Ailenizden birini kaybedince ne büyük acı duyarsınız değil mi? Ya tüm insanlığın ölmesi?
Ancak akıllarını işletenler hayatta kalacaklardır. Bu kainatın kuralı budur.
Dağının tepesinde neye bakıyordu? Aya… Ve dolunayın eşsiz güzelliğine.
Bir kadir gecesi indirildi kendisine eşsiz Kur’an.
Bugün Kadir Gecesi.
“Kamer, 1. Ayet: Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı.” Gemi yolcularını almak için ikiye bölündü.
“Kamer, 2. Ayet: Onlar bir mucize görseler yüz çevirirler ve “Süregelen bir sihirdir” derler.”
Sihir mi, bilim mi?
Şükürler yazıyı yazdıran ALLAH’a dır.
Bölüm 9 - ENBİYA
ENBİYA
ALLAH izni ile yazarım.
Çünkü yalnızca ALLAH izin verirse yazarım.
Yazıyı tamamlayıp tamamlayamayacağımı bilen yine ALLAH dır.
İzin verirse bitirebilirim. Hesaba çekilmem işte bu kadar yakın.
Hâlbuki insanların çoğunluğu gaflet içinde bunu anlamazlar.
Akıl ve kalp ile olmalı anlamak, ruhun hastaysa nasıl olur anlamak?
Bilgi apaçık kendilerine gelse bile kendilerine zulmedercesine onu inkar ederler.
Bilginin asıl sahibinin ALLAH olduğunuda bilmezler. Bu kendilerine gerçekte sihir gibi gelir.
Gerçekte yerde ve gökteki her sözün bilgisi ALLAH’a aittir. ALLAH yerdekileri, göktekileri ve arasındakileri boş yere yaratmamıştır.
O kâfir olanlar, görmediler mi ki, göklerle yer bitişik bir halde iken biz onları ayırdık. Hayatı olan her şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmıyorlar mı?
İki bitişik, birbiriyle kaynaşmış şeyi birbirinden ayırdı ALLAH. Sende iki bitişik bir şeyi birbirinden ayır. Ne oluyor gördün mü?
İki hidrojen, bir oksijen atomunun içinden kainatın yüzde doksanını oluşturan hidrojeni ayrıldığında ne olduğunu bilmiyor musun? Yada ayırıp birleştirdiğinde!
Kaynaşmış iki ayrı madde ayrıldığında ortaya çıkan enerjide muazzam büyüklüktedir.
Kaynaşmış bir şeyin içerisinden iki farklı maddeyi çekip çıkardı, sonra onları tekrar birleştirip sıraladı ALLAH.
Yer ve gök ayrıldığında ortaya çıkan enerji muazzam üstü büyüklükte idi. Ancak yok olmaya mahkum bir enerji.
İki ayrı madde oluştu, sudan oluşan kainat, ki kainatın kendisi yerdir. Kainatı saran, tabaka tabaka gök. Ve ayrıca bu yok olmaya mahkûm ‘artık’ enerji.
Cennetten kovulduğunda yer arandı İblis. Sudan, çamurdan üstündü kendince. Yerde gökde ALLAH’a aitti. Bu aradaki tam aradığı yerdi. Burada ALLAH dan öncede konuşabilirdi. Serbest hareket edebilir, madde içini görebilirdi.
Bu size uyduruk gelebilir. Rüya olduğunu bile düşünebilirsiniz. Peygamber bile inandıramaz, ancak ALLAH isterse inanabilirsiniz.
Yemek yemeyen, inorganik ve ölümsüz bir robot bile olsanız sizi programlayan biri olacaktır. Programcınız sizi kendisine karşı bağlamaz mı?
Program kitabının kendisidir Kur’an. Onun katında yazılmıştır. Varolan tüm canlılar sudandır. ALLAH ise tüm bilginin kendisidir. O suyunda üzerindedir.
ALLAH’ı bilmek için vahiy gelmesine gerek yok ki. Sadece Kur’an ve belirli bir zaman.
Bu birinci kat olan su katında, yani kainatta nice canlılar gelip geçmiş ve gelecekdir.
Göklerde ve yerde kim varsa O’nundur. O’nun yanında olanlar, O’na ibadet etmekte büyüklüğe kapılmazlar ve yorgunluk duymazlar. Aradaki yok olmaya mahkum enerji boyutunda yaşayanlar istisna!
Tabiki İblis de sonradan anladı yanlış yere düştüğünü. Çünkü ne göklerin ve yerin yaratılışına, ne de kendisinin yaratılışına şahit değildi.
Hak batılın üzerine düşünce batılın beyni parçalandı. Sağlam burçlarla korunan göğe çıkamazdı.
Su tarafındaki yerde ise kendince düşük seviyeli ırklar vardı. Çıkış için yol aradı. Ordu kurdu kendine ilk önce. Atlısından, piyonuna, füzelisine.
Ordusunu su tarafına geçirmesi için su tarafındaki kapının açık olması lazımdı. O taraftan kapıyı kim nasıl açabilirdi?
Bunun için ilim ve bilim gerekir, ancak ilim ve bilim ALLAH için kullanılırsa bir işe yaramazdı. İlmi ve bilmi ALLAH için kullandırtmaması lâzımdı.
Daha sonra kendini ilah gibi göstermek istedi kendi tatminince. Sonra diriliş günü sözünü hatırladı belki de. Yerdeki ölüleri diriltse ilah olurdu kendince. Ama sudan yaratılan yerde dirilen beden yine aynı yerde, ruhu nerde?
Her nefis ölümü tadacaktı. İnsanın içindeki nefsi alsa bedeni ölümsüz olmazmıydı? Belki hepsini zombi yapardı.
Rahmanın mesajını ti’ye alanlar! Bunları görmek için acele etmeyin! Gerçekte insan cennetini de, cehennemini de acele ister.
“Nereye gideceksem gideyim de hemen bitsin” der. Yukarıdan ateşiniz ansızın gelebilir ve şaşkına dönersiniz.
Güneş sistemimizdeki üçüncü gezegende yaşıyoruz. 24 saatte bir tur atar dünya, kendi etrafında. Güneş çevresinde ise 365 gün. Ya kendi etrafında 365 günde bir tur atan, güneşin etrafında ise 3600 yılda dönen bir gezegende yaşasaydınız. Ömrünüzde buna uygun verilseydi acele edermiydiniz?
Birde habire gezegeninizin dış katmanı eksiliyorsa!
Gerçekte ALLAH’ı inkâr edenler zamanın nasıl yönetildiğini bir bilselerdi keşke. ‘Artık enerji’ içindeki şeytan ne kadar uğraşırsa uğraşın hak için yürüyenlere engel olamazdı.
Buna ait en güzel örnektir İbrahimin hikayesi.
O ilahının dokunulamaz olduğunu biliyordu. Herkes bakarken o gördü yerle göğün ayrılmasını. İblisin saklandığı mekanı.
Onun için kendini teslim etti yaratıcısına. Ve bekledi dağ gibi odunların üzerinde bağlı iken yakılmayı. Ateş yandığında bir anda geldi rahmetden yağmur ve sel. Sürükledi önüne ne gelirse, barakalar, kulübeler ve son kalan put.
Kendide sürüklendi ama zaten odunların üzerindeydi.
Çocukluk arkadaşıydı Lût.
Meydanda haykırarak ona bakıyordu, elinden birşey gelmiyordu. Sel gelince hemen atıldı, arkadaşının düğümlerini o çözdü.
Bir oduna tutundu, kurtuldu. Onları arkadaş yapan zaten ALLAH dı.
Onları o duruma koyup mahv olanlar ise şeytanın yandaşları.
Adem ile başladı şeytanla savaş, bu savaşta öncülerdi peygamberler. Tek bir safları vardı o da ALLAH yanı.
Köyü hatırla nasıl helâk oldu! Bu hikayeyi koca bir memlekete uygula da, Musa ve Harunu düşün. Hiç değişmezki.
Helâk olan halk bir daha geri dönmezki. Şimdi Zülkarneyni hatırla. Hani körüklemişti ya demiri. Zaman o zamandır şimdi.
Yerdeki varis olan iyi kullar bittiğinde işte o zaman gelir Ye-Cüc, Me-Cüc. Biri insan için, diğeri cinler için olan, şeytanın iki artı üç boyutlu askerleri.
ALLAH hakkıyla hüküm verendir. Şeytandan korunmak için izin ve yardım yalnızca ondan istenir.
Bölüm 10 - BAKARA
BAKARA
ALLAH adı ile yazarım.
Çünkü ibret dolu cezaları öncekilere ve sonrakilere bir ders, korunacaklara da bir nasihat, bir öğüt yapan ALLAH’a inanırım.
Elif, Lam, Mim! diye başlar en uzun sûre.
Elif, Lâm, Mim! İnsanlığın özeti üç kelime. Sûre bile üçe bölünmüştür kendi içinde. Başlangıç, ortası ve son. Kitabın girişi, gelişimi ve sonuç.
Her roman öyle değil mi? ALLAH’ın ilk kitabı değil ki, bu son kitabı olsun. Okunmadan dursun!
Yüce ALLAH’ın koca bir kütüphanesi var, ve bu kitap sadece insana özgü.
Okuyabilecekler için yazıldı. İnekler için değil, anlayabilecekler için yazıldı, anlamayanlar için değil!
Ben yokum o kitapta diyorsan eğer, Elif’den Mim’e kadar varsın! Kendini göreceksin bu kitapta yada romanda. Bakalım neresindesin? Başında mı, ortasında mı, yoksa sonunda mı? İyilerden misin, kötülerden mi? Hiç bir şeye karışmayanlardan mı? Alimlerden mi, zalimlerden mi? İnananlardan mısın, inanmayanlardan mı? Akıllılardan mısın, ineklerden mi?
Zamanın sahibi olayları hak ile dūzenleyerek bir bütünlük oluşturdu. Nûn’a verdi görevi, o ise hâk ile yazdı. Kitapta neler yok ki? Yok Yok! Bu dünya insan için yaratıldı. Söylemeye gerek yok.
İnsanın ise bedeni dünyadan, ruhu ALLAH’tan. Şimdilik sadece Elifi anlatacağım size. Yani başlangıcı. Yüreğiniz yetmez Lâm’a Mim’e.
Rableri tarafından yol gösterilenler anlatılır ilk beş ayetde. Rabbin nasıl yol gösterdiğini açıklayacağım acele etme!
Rabbin en sevdikleri verildi sırası ile, zirve 5 de duyularıyla algılayamadıkları gerçeklere inananlar var, 4 numarada Rabbine duâ eden namaz kılanlar, kendilerine verilen rızıklardan muhtaçlara verenler 3 numarada, 2 numarada indirilene ve önceki indirilenlere inananlar var, N1 Ahiret konusunda hiçbir kuşkuları olmayanlar.
Bakarayı kaç kere okudun anlayarak hayatında, makara yapıyorum sanma!
Bu beşi aklında tut. Sonraki 15 ayet yani 3 katı oranda iyilerin tam tersi.
İnsan benzeri henüz bulamadı ateşi *17. ayette.
Sağır, dilsiz ve körleri anlatır *18. ayet. Bunlar yoksa o üç maymun mu? Maymundular, maymun kalacaklar. Artık geri dönemezler, insan olamazlar.
İyi bak şimdi *20. ayete, bunlar gören ve duyanlar, ama hâla konuşamayanlar.
Gerçekte insanlık başladı *21. ayetde.
İlk ibadetini yaptı ona. Anladın mı ALLAH’ı *22. ayetde, baktığında göğe, içtiğinde suya, yediğinde ekmeğe!
Kuşku düştü içine değil mi, *23. ayetde. Aklından çıktımı ilk beş, Rabbinin sevdiği! Aslında hayatın bir özeti. İman edip hayır ve barış mı, yoksa bencillik mi?
Bildiğiniz kadar rızıklandırılacaksınız cennette müjde! Bilmediğini nasıl istersin ki? Bildiğini verdi *25 de.
Bütün örnekler vardı zaten önünde, mikrodan makroya.
Taaaa da sordular, ALLAH için aşağıya inen var mı? Ben varım dedin! Söz verip andlaştın. *27 de.
Yoksa inkâr mı ediyorsun yokken var edeni? Seni öldürüp, öldürüp her seferinde farklı bedende dirilteni? Bilemezsin tabiki önceki elbiseni. Giydiğin kıyafetlerle döneceksin ona, en sonunda!
Yemin olsun, siz, ALLAH’ın Kitabı gereğince yeniden dirilme gününe kadar kalacaksınız bu dünyada.
Öyle hemen kaçıp gitmek yok! Daha bir sürü elbise deneyeceksin! Başka birinin elbisesini yırtıysan cezanı çekeceksin, o yırtık kıyafetide giyeceksin.
Kainatta ayağını basabileceğin her yer yeryüzüdür. ALLAH’a ulaşman için ise yedi farklı boyutu geçmen lâzım. Dilese yetmiş yedi boyut yapardı da hiç bir zaman ulaşamazdı Ademoğlu. O her şeyi bilir.
Kendini kendine ulaştırmak istedi hak ile. Ama bunu nasıl yapacaktı? Bakın örnek vererek anlatıyorum iyi idrak edin.
Yepyeni bir işe girdiniz. Kimseyi tanımıyorsunuz. Bir ay sonra herkesi tanımış olursunuz. Onlara isimlerini mi sordunuz?
Bir zaman gelir, biri birine ismiyle seslenir. Ve siz onları takip edersiniz. ALLAH sordurdu onların isimlerini birbirlerine. Herkesin ismini onun verdiği gibi.
ALLAH zamanı durağan yapmadı. Zaman içersinde kesişme noktaları yarattı ki, öğretimini bu şekilde yapabilsin. Meleklerin zamanı durağandır. İnşallah açıklarız ileride.
Tıpkı bulmaca gazetelerinde olan noktaları birleştirme. Kesişme noktalarının yoğunluğuna veya büyüklük derecesine göre ya yanlış noktadan gideceksin ya doğru noktadan. Çıkaracağın şekil ise önceden çizilmiş. Noktaları birleştirmek sana kalmış. Kitapta her şey yazılmış. Okursan kalp gözü ile…
Adem bu noktayı okudu. Temiz, belirgin ve akıcı olanı. İblis ise inanmadı. Sahte nokta koydu kesişme yerinde.
Adem ve eşinin ruhları cennetin her yerinde. İllaki kesişecekti köşede bir yerde İblisle.
Sende akıllı ol sahte noktaları birleştirme!
Kendi de çıktı cennetten, İblis de.
Anladı düşmanını dostunu. Ta’ya inerken düşmandı hâla İblis’e.
Daha önce meleklerden öğrendiklerini hatırladı da tövbe etti Rabbine. İndiler böylelikle hep beraber yeryüzüne.
“Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Yalnız benden korkun!” *40. ayette.
Gerçekte İsrailoğlusun, konuşuyorsun Türkçe şimdi.
Türküm diyordun n’oldu şimdi? Oldun şimdi İsrailli.
Bu ALLAH için zor mu şimdi? Yoksa inkâr mı ediyorsun ayeti?
Hâla hatırlayamadın değil mi? ALLAH’ın verdiği nimeti. Bütün insanlığın birliğini?
“Yanınızdakini doğrulayıcı olarak indirdiğime inanın. Ona karşı çıkanların ilki olmayın. Ayetlerimi değeri düşük şeylerle değişmeyin; sadece benden çekinin.” *41 de.
Oku şimdi Lâm’a kadar. *143 de.
Onlara, “ALLAH’ın indirmiş olduğuna inanın!” denildiğinde şöyle konuşurlar: “Biz, bize indirilene inanırız.” Ve ondan ötesini inkâr ederler. Oysaki o, kendilerinin yanındakini doğrulayıcı bir gerçektir.
Söyle onlara: “Madem iman sahibiydiniz, daha önce ALLAH’ın peygamberlerini niye öldürüyordunuz?”
Muhammed Peygamberi neden öldürdünüz?
Cesedini üç gün çöl sıcağında bıraktınız? Yanına yaklaşmadınız.
Hâla anlamadınız mı? Biri ben peygamberim derse, onu hemen öldürecek siz misiniz?
Bakalım ALLAH senide koruyacak mı diye.
“ALLAH yolunda öldürülenlere, ‘Onlar ölülerdir,’ demeyin. Aksine onlar diridir fakat siz farkında değilsiniz” *154 de.
ALLAH yolunda! Yaşıyor Muhammed!
N’oldu üzüldün mü? Hani seviyordun peygamberi?
Ben mi? Ne Muhammed, ne İsa ne Musayım. Sadece siyahım, Lâm’dayım.
Ahiret konusunda hiç bir kuşkunuz olmasın, kesinlikle döneceksiniz ona, bütün elbiselerinizle.
İndirilen kitaplara inanın, muhtaçlara verin, Rabbinize duâ edin, sabah akşam namazı kılın, kolaydır zorlaştırmayın.
ALLAH’a tüm kalbinizle inanın.
Bölüm 11 - MÜ'MİNÛN
MÜ’MİNÛN
ALLAH’ın merhametine sığınarak yazarım.
Sizde ALLAH’ın merhametine sığınarak okuyun.
Çünkü bilmeden yanlış yazmanın ve yanlış anlaşılmanın vebalinden ALLAH’ın merhametine sığınırım.
Merhametinin sınırlarını bilip ona göre yaşarım.
Basit ölçülerdir bunlar. İnanıp saygı ile duâ edip namaz kılmak, faydasız iş ve sözden uzak durmak, fazla olanı vermek, kendi ırzını korumak.
Ancak eşinizle yada elinizin altındaki ile olan ilişkinizden sizi kimse kınayamaz.
Ellerinizin altındaki? Kollarınızı yanlarınıza düz uzatın. Şimdi aşağıya, önünüze tam indirin. Ellerinizin altındakidir cariyeleriniz.
İster sağ eliniz, ister sol eliniz. Hadi şimdi daha ötesini isteyin! Haddi aşan kimse olmak istemezsiniz değil mi?
ALLAH’ın size emanetidir vücudunuz. Ona verdiği söze sadık kalıp emanetini koruyanlardır, Firdevse sahip olanlar.
1-İnsan topraktan oluşan bir özden yaratıldı.
2-sonra dayanıklı bir karargahta damlacık yapıldı.
3-sonra damlacık embriyo halinde yaratıldı.
4-sonra embriyo et parçası halinde yaratıldı.
5-sonra et parçası kemik halinde yaratıldı.
6-sonra o kemiğe de bir et giydirildi.
7-sonra o başka bir yaradılışta yeniden kuruldu.
Yaratıcıların en güzeli ALLAH’ın kudret ve sanatı ne yücedir! Değil mi?
Bu kadar yolu geçtikten sonra mutlaka öleceksiniz.
Sonra kıyamet günü tekrar dirileceksiniz.
Üzerinde yedi ayrı yaradılışla farklı yaratanı tekrar yaratamaz mı zanneder insan?
Halbuki gökten belli oranda suyu indiren ve onu isterse gidermeye de gücü yeten ALLAH’ın inayeti ile değil mi her şey.
Suyun olduğu yerde vardır yaşam. Orada olur bağlar, bahçeler, bitkiler. Orada olur süt veren inekler. Kainatta sadece dünyada su yok ki. Bir çok dünya var irili ufaklı. Akıllı yaşam sahibi.
Nibiru da bunlardan biri.
Bir zaman gemiler üzerinde dünyaya taşınmıştı birileri. Dev gezegenlerinin çekim gücüyle neredeyse kırılacaktı dünyanın güneyi.
Uyardılar Nuh’u. “Ey kavmim dedi, ALLAH’a kulluk edin. O’ndan başka tanrınız yoktur. Hâlâ sakınmaz mısınız?”
Kavminin içinden kâfir kodaman topluluğu “Bu, dediler, tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hakim olmak istiyor. Eğer ALLAH isteseydi, muhakkak ki bir melek gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımızdan böyle bir şey duymadık.”
Ama onlar henüz melek değildi. Çizili planlarını verdiler geminin. Geminin kazanı kaynadığında bindirdiler içine koyunları, inekleri, develeri.
Güneyde ise kırıldı devasa bir buz parçası. Çöktüğünde dağları aştı dalgası. Sildi süpürdü canlıları.
Sonunu biliyorsunuz değil mi?
Bütün bunlar ALLAH’ın izniyle idi. ALLAH bu şekilde bir plan yaptı.
Her gönderdiği elçisine ‘O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman, sizin mutlaka çıkarılacağınızı mı va’dediyor?’ dediler.
Bütün elçilere ‘O ise, yalnızca bir adam dır, ALLAH’a karşı yalan uydurmaktadır, bizler de ona inanacak değiliz.’ dediler.
Her ne zaman bir elçi toplumuna gittiyse onu yalanladılar. Onlarda bir biri peşinden sürülüp tarihe gömüldüler.
İnanmayan bir çok topluluk yok oldu.
Hep aynı şeyi söylediler. “Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı dirileceğiz?”
Denilse ki “Biliyorsanız, yer, gökler ve içlerinde bulunanlar kimindir?”
“ALLAH’ın,” dersiniz. Dilediği zaman dilediğini öldürür, dilediğini canlandırmaz mı?
“Yedi göğün Rabbi, büyük yönetimin Rabbi kimdir?” dense, “ALLAH” demez misiniz? Cariyede mi yoksa aklınız?
“Biliyorsanız, koruyup kollayan, fakat kendisi korunup kollanmayan; her şeyin egemenliğini elinde bulunduran kimdir?” diye sorulsa ALLAH demez misiniz?
O zaman nasıl aldanıyorsunuz?
ALLAH çocuk edinmemiştir, O’nunla beraber bir tanrı da yoktur. Aksi taktirde her tanrı yarattığı şeylerle birlikte bağımsızlığını ilan ederek yönetim için bir biriyle çekişmeye girerdi. ALLAH, müşriklerin niteledikleri şeylerden çok uzaktır.
ALLAH tüm sırları ve tanık olunanları Bilendir; müşriklerin ortak koştukları şeylerden yücedir.
Onlardan birine ölüm gelip çattığı zaman şöyle der, “Rabbim, beni geri döndürünüz.”
“Ki terketmiş bulunduğum şeylerde erdemli işler yapayım.” Hayır. Bu onun söylediği bir laftan ibarettir.
Tekrar tekrar gönderilir ama hiçbir zaman farkına varamaz. Çünkü kıyamet gününe kadar onların ardında bir engel (berzah) vardır.
ALLAH dedi ki: ‘Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?’
Dediler ki: ‘Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor.’
Kâle in lebistum illâ kalîlen lev ennekum kuntum ta’lemûn.
ALLAH dedi ki: ‘Az bir zamandan başka kalmadığınızı mı sandınız, keşke bilseydiniz.’
Rabbim, bağışla, merhamet et; sen, merhamet edenlerin en iyisisin. Merhametin sahibi de sensin.
Bölüm 12 - NUH
NUH
ALLAH izni ile bilmeniz için yazarım. Sizde ALLAH izni ile bilmek için okuyun.
Bir zaman elem dolu bir azaptan kavmini uyarması için ALLAH birini gönderdi.
Dedi ki, “Ey halkım, ben size apaçık bir uyarıcıyım.
ALLAH’a kulluk edin, O’nu sayın ve beni izleyin.
Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin.
Kuşkusuz, ALLAH’ın verdiği süre gelince ertelenmez; keşke bilseydiniz.
ALLAH’dan bağışlama dileyin; çünkü O, çok bağışlayıcıdır. Bağışlama dileyin ki, üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin. Sizi mallarla, oğullarla desteklesin ve sizin için bahçeler var etsin, sizin için ırmaklar var etsin.”
Oysaki orada ırmaklar vardı, bahçelerde vardı. Orada yağmur da yağıyordu. İnsanların oğulları da, malları da vardı. Hemde böbürlenecekleri kadar çoktu…
Peki o zaman ALLAH’dan erteleme dileme de neyin nesiydi?
ALLAH insanı yedi ayrı evreden geçirerek yarattı. Yedi ayrı göğü yarattığı gibi.
ALLAH kendi ışığını Nuruna yansıttı. Dilese Nurunu bile yakardı.
Sonra yerde bir bitki çıktı o ışıkla.
Yağan yağmurlarla sulandı da büyüdü.
Size ne oluyor ki ALLAH’a saygı göstermek istemiyorsunuz?
Oysa sizi evrimler halinde yaratan O’dur.
Sonra sizi tekrar oraya geri çevirecek ve tekrar çıkaracaktır.
Sonra sizi tekrar tekrar oraya geri çevirecek ve tekrar çıkaracaktır.
Çünkü ALLAH sizin için yeri bir yaygı yapmıştır. Yani, yer denilen kainatın kendisi yarattıkları içindir.
Ki, ondan açılan geniş geniş yollarda gidesiniz. Yani kainatın kendisi belirlenen o yüce günde, din gününde yok olana kadar o yollarda gideceksiniz.
Eğer ALLAH izni ile din gününe kadar ertelenirseniz.
Dünya bir elbise mağazasıdır. Ancak dünya benzeri birçok mağaza var. Onlara giden birçok yol. Ruhunuz tek bir elbise mağazasında mı giyinecek? Elbiseniz tabiki bedeniniz.
Gece gündüz davet etti, uyardı onları Nuh! Daveti ve uyarıları onların kaçışını arttırdı.
Dedi ki, “Ben onları senin bağışlaman için her davet ettiğimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, ısrar ettiler, kibirlendikçe kibirlendiler.”
Çok uzun kaldı aralarında, Vedd’in elbisesini gördü, Suvanın, Yeğus ve Yeûk kardeşlerin elbisesini, ve Nesri. Her birinin ölümlerini gördü.
Sonra onları kendilerine taparlarken gördü. Farklı elbiseler içerisinde…
Kendinizi onun yerine bir koysanıza…
Kendilerini tanımazken kendilerine tapanlar.
Nûh, dedi ki: “Rabbim! Gerçekten onlar bana karşı geldiler, malı ve çocuğu ancak kendi hüsranını artıran kimselere uydular.”
Malı ve çocuğu kendi hüsranını arttıran nice zenginler ve onlara uyanlar yokmu günümüzde de? ALLAH’a inanmayan
tuzak kuranlar?
Sevdiklerinizin bedenlerini mi seviyorsunuz, mallarını mı, oğullarını mı, yoksa ruhlarını mı?
Oysa herşeyi veren ALLAH değil mi?
Sizi mallarla, oğullarla destekleyen ve sizin için bahçeler var eden, sizin için ırmaklar var eden ALLAH değil mi?
Neden hâla malı ve çocuğu ancak kendi belâsını artıran kimselere uyar insanlar? ALLAH’dan belâlarını bulmak için mi?
Tabiki ALLAH onları din gününe kadar ertelemedi. Hataları yüzünden suda boğuldular ve cehenneme sokuldular da kendileri için ALLAH’tan başka yardımcılar bulamadılar.
ALLAH şöyle buyurdu: “Âlemler içinde Nûh’a selâm olsun!”
Anası babasıyla bir başka dünyada şöyle dedi Nuh: “Ey Rabbim! Kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma!”
….
Bölüm 13 - ANKEBÛT
ALLAH izni ile düşünürüm. Çünkü düşünmeye başlamadan önce bile ALLAH’dan izin isterim. Bu size garip gelebilir. Gerçekte ise olması gereken böyledir.
İnanmak umut ve gerçeği arayış değilmidir?
Aynı zamanda sahte, yalan ve aldanma da inanma ile başlamaz mı?
Elif, Lâm, Mim ile başlar 69 ayetli sûre. Tıpkı Yin Yang. Başlangıçtaki, ortadaki ve sondaki inanan ve inanmayanları anlatır.
Başlangıçta sınavı geçenler vardı, kainat üniversitesinden mezun olanlar, diplomalarını alanlar. İnsanlardan önce.
Onlar ALLAH’a kavuşmayı umanlardı. ALLAH’ın tayin ettiği o vakit elbette gelecektir. Onlar; O’nun, hakkıyla işiten, bilen olduğunu zaten biliyorlardı.
Sınavı geçemeyenler de vardı insanlardan önce. ALLAH’ın âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenlerdi, işte onlar ALLAH’ın rahmetinden ümit kesmişlerdir.
Kötülükleri işleyenler, bu kainattan kaçabileceklerini mi sanıyorlar? Ne kötü bir yargıda bulunuyorlar.
Onlar için elem dolu bir azap vardır.
İnsanlar ise, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını zannederler.
Hatta insanlardan öyleleri vardır ki, “ALLAH’a inandık” derler. Ama ALLAH uğrunda bir ezaya uğratılınca, insanlardan gördükleri zulmü, fitneyi ALLAH’ın azabı gibi tutar.
Zulûm ve fitne ALLAH’tan gelmez ki.
O’nun izni ile düşünmedi ki, önündeki hak tabelasını okumayı! Tabelayı doğru okursan gidersin dosdoğru gideceğin yere. Tüm zamanlarda Hak Tabela larını önünüze koyan “O” idi.
O’nun izni ile hakkı düşünmektir cihad etmek. Her kim cihad ederse, ancak kendisi için cihad etmiş olur. Birçok düşünen var âlemlerde. Şüphesiz ALLAH, âlemlere muhtaç değildir.
Şimdi düşünmeniz için bir örnektir bu. “Bir zaman sonra insana, hiçbir bilgilerinin olmadığı şeyleri ALLAH’a ortak koşmak için zorlayabilirler, bu takdirde onlara itaat etmeyin. Sınavınız budur. Dönüşünüz ancak ALLAH’a olacaktır ve O yapmakta olduklarınızı size haber verecektir.”
Bir yolculuktur hayat, düşünce ile yürürsünüz, gideceğiniz yere. Ya uzaksa? Bir yüklenen bulursunuz. At, eşek, inek, deve. Daha uzaksa? Araba, uçak, gemi? Daha uzaksa daha çok düşünce.
Bir emirdir bu: “Yeryüzünde dolaşın da ALLAH’ın başlangıçta yaratmayı nasıl yaptığına bakın! Sonra ALLAH sonraki yaratmayı da yapacaktır. Şüphesiz ALLAH’ın gücü her şeye hakkıyla yeter.”
O mezun olanlar düşündüler hak ile, göksel gemileriyle başlangıca gitmeyi. Hakları onları İbrahim ile Lût’ a getirdi.
Hakkın elçiliğini yapmak en büyük onur değilmiydi?
Gelecekteki bir haksızlığı düzeltmek geçmişten başlamazmıydı?
“Yoldan çıktıkları için, biz bu kentin üzerine gökten bir felaket indireceğiz.” dediler.
Azap isteyenlerin hepsi günahlarıyla yakalandı. Onlardan kimine çılgın bir fırtına gönderildi, kimini korkunç bir ses yakaladı, kimi yerin dibine geçirildi, kimi de boğuldu. Onlara zulmeden ALLAH değildi; onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
Başlangıçtaki inanmayanların bir kısmı böyle yok oldu. Kafirler için cehennemde bir yermi yoktu?
İnsanlık zamanının ortasında ise insan düşündükçe ilmi açığa çıkardı. Beyni geliştikçe kalbi köreldi. Kendisine kitaplar verildi. Düşünüp anlaması için birçok örneklerde verildi. Verilen ilim ile ancak kendi beynini öğrendi.
O kadar hassasdır ki beyindeki sinir ağı, bir dişi örümcek ağından da hassasdır. O ağla; ne putlar, ne veliler yakalanır.
Gerçekte ağın her bir parçası O’nun izni ile çalışır. Düşünce için ağın sahibinden izin alınması gerekmez mi? Düşünce o zaman güvenilir olmaz mı?
İşte o zaman kendine zulmetmez insan.
Okumanız için yazdığım ilk kitaptır. Umulur ki öğüt alırsınız. Size okunan kitaptan kitabı çıkaranda O’dur.
Gerçekte o, kendilerine bilgi verilmiş olanların göğsünde apaçık ayetlerdir. Düşünce ise doğru verilenin göğüse, ruh’a sinmesidir. Zalimlerden başkası ayetleri reddetmez.
Tanık olarak ALLAH yeter. Göklerde ve yerde ne varsa bilir. Yanlışa inanıp, O’na inanmıyanlar, asıl zarara uğrayanlardır.
Rızık peşinde koşup, biriktirmeyenlerdir gerçekte inananlar. Onların rızkı, ilmi hak yolunda hakka kavuşmak için aramaktır. Sadece O’na kavuşmayı umarlar. Onlar ki direnirler, sabreder ve Rab’lerine güvenirler.
Gerçek kişiliğiniz, ruhunuzun düşüncelerinizden öğrendikleridir.
Bedeniniz ise sadece elbiseniz. Rabbin kainatı ise geniştir. Nerede doğup nerede öleceğinizi “O” istemez ise bilemezsiniz.
İnsanlık zamanının sonunda ise rızıklar kısıldı. Nimetlere nankörlük arttı. Hayat eğlence ve oyuna dönüştü.
İnsanlar korku ve panik içerisinde güvenli bölgeler ve sığınacak yerler aradılar. Halbuki gerçek hayat ahiret yurdunda idi.
Sonra yine bir gemiye bindirildiler de, yine imtihan edildiler. Bir müddet O’na ortak koşmayı bıraktılar. Sonra…
Kaç milyar ışık yılı kainatın yaşı?
Uğrunda düşünceleriyle cihad edenleri
imtihan eden; sınıf geçirten, diploma veren, iyilik edenlerle beraber olan, iyiden kötüyü, kötüden iyiyi çıkartan, övgüler sahibi, mucizeler sahibi, alemlerin yüce Rabbi ALLAH’dır.
…
Bölüm 14 - ZÜMER
ZÜMER!
Rabbi övmek ve onun övgüsünü kazanmak için ALLAH adı ile yazmaya başlarım. Sizde övmek ve şükretmek isterseniz, O’nun adı ile okumaya başlayabilirsiniz.
Hüküm ve hikmet sahibi ALLAH öyle bir kitap indirdi ki, bir hak rehberi…
O’nun için iş yapıp değer üretmenin merkezi.
İstemez misin ki, kitap sana gelmiş olsun,
doğrusunu uygulayan, anlayan olsun.
Birbirine benzer sözlerin en güzelleri.
Bu ALLAH’ın kılavuzu ki, onunla dileyeni/dilediğini hidayete eriştirdi.
Nice alimler, nice hocalar geldi, geçti.
Buldular mı bu sözlerin değerlerini?
ALLAH’ı bırakıp da bunları dost edinenler, okumadılar mı bu rehberi?
Okusalardı anlarlardı kendilerinin çocukca düşüncelerini.
ALLAH çocuk edinmek isteseydi, yarattıklarından dilediğini seçerdi. Hâlbuki bu Kur’an çocukların değil yetişkinlerin anlaması içindi.
Bilginin tamamı hangi çocuk içindi?
Yetişkin olması için insanlığın belirli bir zamana ihtiyacı yok muydu? İndirilen sözlerin güzelliklerinin, önemlerinin anlaşılması, doğruluklarının teyidi?
Yoksa vâris ALLAH değil mi?
Başlangıçta gökler ve yer hak olarak yaratıldı. Bebeklikten, çocukluğa, erişkenliğe, büyüttüğü olgunlaştırdığı nice geceli gündüzlü, dünyalar, aylar, güneşler vardı.
Onların her biri belli bir süreye kadar akıp gitmekteydi.
Dünyamızdan çok daha önce içindekilerle olgunlaşmış dünyalar da vardı. Daha doğmamış dünyalar da olacaktı. Ölümünüzden sonra kainat yaşamayacak mı?
Tek bir nefis den yaratıldı kainattaki düşünüp çözümleyebilen her canlı.
O canlı tek olamazdı, zamanla eşini yarattı. Bir dünyadan bir dünyaya yaşam böylece aktı.
Tıpkı anne karnındaki, hücre fazında, doku fazında, organ fazındaki üç karanlık evre gibi.
Bir başka dünyadan indirildi sizin için davarlardan sekiz çift. Bu mübarek hayvanlar bu dünya hayvanları değil ki vahşet versin, korku salsın, zararı dokunsun!
Belli bir olgunluğa erişince insanlık, o zaman anlaşılır olmaz mıydı okunan?
Sadece tinsel akılla çözümlenebilen, başlangıçtan son ana kadar, her şeyi anlatan.
Tabiki bununda şartları vardı. Şartların sahibi ALLAH’dı.
Gece vakitlerinde sakince secde halinde ve ayakta, ahiret bilinci ve Rabbin rahmetini ummaktı.
Sözü sakince okumak/dinlemek/görmek/ hissetmek, en güzeline uymaktı.
Bilen ile bilmeyen bir olur mu?
Akıl sahibi olan öğüt almaz mı?
O’na yolunu gösteren ALLAH olmaz mı?
Azgına kulluk etmekten kaçınmaz mı?
Bu dünyada iyilik yapana, iyilik vardı. ALLAH’ın yeryüzü genişti. Bir çok dünyası vardı. İyilik hangi dünyadaydı?
Gerçekte su ve ışık ALLAH katındandır.
En güzel köşkler altlarından ırmaklar akanlardır. Bunlar rablerinden sakınanlaradır.
Bu suyun sahibi onu gökten indirdi de onu yeryüzündeki dünyalara paylaştırdı.
Sonra onunla renkleri çeşit çeşit bitkiler çıkardı.
Bütün bitkilerin yapısında, renk veren çeşitli pigmentler bulunur. Bütün renk pigmentlerinin tüm yapraklarda sürekli bulunmasına rağmen yeşil rengi veren klorofil baskın durumda olduğu için ekinler yeşil renktedir ve diğer pigmentler maskelenmiş durumdadır.
Havaların soğuması, ışığın azalması ile birlikte yaprak içerisindeki klorofillerde azalmaya başlayınca, karotinlerin sarı renklerini alır.
Işıksız kalan bitki bu renk değişiminin ardından kısa zamanda ölür.
ALLAH kimin göğsünü İslama açarsa o Rabbinden bir ışık üzerindedir.
Tıpkı ışıkla beslenen bitkiler/canlılar gibi. Yemin olsun bu Kur’an da her türlü misal öğüt alınması için verilmiştir.
Öğüt almak için analitik (çözümleyici) düşünmek gerekmez mi? And olsun Kur’an daki her sûre farklı bir amacı, olayı anlatmaktadır. Siz o ayetleri birbirlerine benzer görürsünüz.
Sûreden bir örnek Zümer 28 ve 29 dur.
Çelişen ortaklara sahip olan ‘dil’ dir.
Bunu henüz anlamadıysanız,
bende öleceğim, sizde.
Sonra Diriliş Günü, Rabbimizin huzurunda duruşmaya çıkacağız.
ALLAH ölümü anında nefsi (bilinci) alır; ölmeyenleri de uyku anında…
O ölmüştür. Kabire bile gömülmüştür. Diğerleri uykudadır, nefs farklı boyuttadır.
Hakkında ölüm kararı verdiklerini tutar ve diğerlerini de belli bir süreye kadar salıp gönderir.
O ölmüş bile olsa hüküm verilmemişse, tekrar, tekrar geri gelecektir. Sadece haklarında ölüm kararı verilmişler salınıp, gönderilmeyecektir.
Ölüm farklı, hüküm farklı değil mi?
Hükmü veren ALLAH değil mi?
Neden insanlar hüküm kesin değilken karar verirler?
Düşünen bir topluluk için bunda dersler ve işaretler vardır.
İşte ALLAH! Budur sizin Rabbiniz! Yalnız O’nundur mülk ve saltanat! İlah yoktur O’ndan başka! Hal böyle iken nasıl oluyor da gerçeğin tersine döndürülüyorsunuz?!
İnkar ederseniz, ALLAH’ın size ihtiyacı yoktur. Fakat O, kullarının inkarcı olmasından hoşlanmaz. Şükrederseniz sizden hoşnut olur. Kimse kimsenin günah yükünü çekmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir ve yapmış olduklarınızı size haber verecektir. O, göğüslerin özünü bilir.
Ne istiyorsunuz, bilginin tamamını mı?
ALLAH her şeyin Yaratıcısıdır. O, her şeyi kontrol eder,
Göklerin ve yerin kararları O’na aittir. ALLAH’ın ayetlerini yalanlayanlar asıl kaybedenlerdir.
Öyleyse yalnız ALLAH’a kul ol ve şükret.
“Hamd âlemlerin Rabbi olan ALLAH’a mahsustur”
…
Bölüm 15 - YUSUF
YUSUF
ALLAH’ın verdiği basiret (gerçeği kalp ile hissetme, anlama…) üzerine inanarak yazarım. Sizde bu gerçek üzerine anlarsanız, aynı rotada beraber ilerlerken, “Şanı yücedir ALLAH’ın; eşi, benzeri, dengi, ortağı yoktur.” diyebiliriz.
Elif, Lâm, Ra ile başlar sûre. Elif’den Lâm’a oradan Ra’ya ulaşan kimseyi anlatır. Ra’ya ulaşmak??? Ra ???
Akıl ile olur bir yere ulaşmak. Aklın yoksa ulaştığın yer ne fayda ki? Aklınızı çalıştırarak gitmez misiniz gideceğiniz yere. Boşlukta yürümek ne fayda ki?
ALLAH’a yürümek için indik yere. En dipten, en tepeye. Tepede olan aşağıda olanları görmez mi? Aşağıdakilere yukarı çıkmaları için yardım etmez mi?
Aşağıların aşağısındakiler için bir çok malzeme indirildi yere. Malzemesiz tırmanılmaz ki. ALLAH’ın ipine tutunmadan nasıl tırmanılır ki?
Arapça bir Kur’an indirdi, bütün insanlığa, aklı çalıştırıp, tırmanmak için.
Malzeme, tırmanış için vazgeçilemez bir unsurdur. Ancak malzeme temel belirleyici değildir. Önemli olan, tırmanılacak rotanın özelliklerine uygun malzemenin seçilebilmesidir.
Ağır bir malzeme ile yukarı tırmanamazsınız. Fazladan taşınan malzeme ise gereksiz bir yük olarak faaliyeti olumsuz yönde etkileyebilecektir.
En iyi malzeme bile, başarılı bir tırmanış için tek başına yeterli değildir. Malzeme ancak, kullanım bilgisi ve becerisiyle bir işlev kazanır. Bilgiyi ve becereyi kazandıran, malzemelerin sahibi ALLAH’dır.
Bir başka dilin bütünü sizin için ağır gelebilir. O dilden çevrilmiş en güzel hikayelerdir, ayetlerdir malzemeleriniz.
Tırmanmak için beş yol vardır. Bu yollardan ilkini anlatır, Kur’an da 12. Sûre; Yusuf’un hikayesi, bir zeka problemleri.
Bu görüp babasına anlattığı rüyadır.
ALLAH ölümü anında nefsi (bilinci) alır; ölmeyenleri de uyku anında… O’nun yanındasındır, uykunda. Gözlerin açıkken okuyamadıklarını, kapalıyken okutur aslında, rüyanda!
“Babacığım, on bir gezegeni, güneşi ve ay’ı gördüm, onların bana secde ettiklerini gördüm,” dedi, babasına.
ALLAH ise ilk baştan başlamıştı anlatmaya.
Başlangıçta iki hanımı vardı güneşin, iki hanımın da iki cariyesi.
On ikinci gezegen/ayet Yusuf idi. Güneş babası, Ay anası. Anne tarafından bir erkek kardeşi vardı.
Diğer dokuz kardeşinin anaları ayrı.
Babaları aynı.
Hikaye güneş sistemimizdeki gezegenlerin başlangıcını, ortasını, sonunu ve bağlantılı astrolojiyi anlatır aslında.
Zamanın ilmi Astroloji, yunanca Astro ve Logos kelimelerinden türer. Astro; gezegen, yıldız ve planet demektir. Logos ise, mantık veya basit bir dil ile sözcük anlamına gelir.
Bütün sözcükleri, dilleri, ilimleri, zamanı yaratan ALLAH’dır.
Babası kardeşlerine gördüğü rüyayı anlatmasını istemedi. Çünkü şeytan apaçık bir düşmandır. Kardeşleri birleştirmemek için her türlü planı yapandır.
Düşman ne kadar plân yaparsa yapsın, Rahmani (tanrısal) bir rüyanın ALLAH yanından geldiğini biliyordu babası. Oğlunun rüyasının gerçekleşeceğini de biliyordu.
Yusuf ise rüyasını kardeşlerine anlatmadığı halde onlar kendisinden kurtulmayı istiyorlardı.
Onlar babalarının Yusuf’u ve kardeşini kendilerinden daha çok sevdiğini zannediyordu.
Çünkü onlarda biliyorlardı ki babaları bir ışık kaynağı idi. Yusuf ve kardeşi ise o ışığı engelleyen büyük bir nesne idiler.
Hangi gezegen ister güneşinin önünde devasa bir gezegen? Gezegen bir şey isteyebilir mi? diye düşünebilirsiniz. Lâkin taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, ALLAH korkusuyla düşer.
Korkusu olanın bilincide vardır. Gezegenimiz de dev bir taş değil mi? Şüphesiz ALLAH hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Olayların yorumunu öğreten, nimetleri tamamlayan ALLAH’dır. Andolsun Yûsuf ve kardeşlerinin hikayesi hakikatı arayanlar için bir ibrettir.
On iki gezegen var sistemimizde, bazısı dişi, bazısı eril astrolojide de, gerçekte de. Mars, jüpiter, Üranüs Neptün, Pluto ve Satürn’dür eril. Merkür cinsiyet barındırmaz. Venüs ise dişidir. Bunlar iki kız kardeşin ilkinin çocuklarıdır.
Güneş eril bir güçtür. Babayı temsil eder. Ay dişidir; annenizi ve hayatınızda önem taşıyan kadın karakterleri yönetir. Ya dünyanız?
Yusuf ise Nibiru. On ikinci gezegen. Astrolojide on ikinci ev bilinçaltını, rüyaları, hayalleri, sezgi, içgüdü ve sırları yönetir. Aslında tüm gizli, perde arkası aktiviteleri ve anlaşmaları yönetir.
Psikoterapi ve telepatik fenomenler de bu eve düşer. Bu evde oluşan aktivite sezgilerimizi ve içgüdülerimizi artırır. Kendimize zarar verdiğimiz her şey bu evle bağlantılıdır. Dinlenme, uzun dönemlerin sonuna gelmeyi ve ayrıca kısıtlı kaldığımız hastane, yaşlılar evi ve hatta hapishane gibi yerleri yönetir.
Kendimizi iyileştirdiğimiz yer de bu evdir. Aynı zamanda kendini feda etmeyi, içten içe acı çekmeyi, kısıtlanmayı ve gizli düşmanları yönetir. Son olarak, yardımseverliği özellikle birebir yardımda bulunmayı yönetir.
Bünyamin ise kardeşi. Üçlü bir sistem, ikinci kız kardeşin çocukları.
Üçüncü kardeşleriydi henüz küçük, zayıflarken kurdun kaptığı. Asteroid kuşağı.
Başlangıçta öldürmeyi planladılar kardeşleri Yusuf’u önce, sonra kararlaştırdılar gizlice. Bir kuyuya bırakacaklardı onu. Astrolojide kuyu etkisi metaforu. (Kuyu etkisi.. Yani anlatım ne kadar bulanık olursa, kendini o tanımın içine yerleştirecek insanların sayısı da o kadar fazlalaşır. Bugün aklınız biraz karışabilir gibi…)
Gerçekte dev gezegen Nibiru, kardeş gezegenlerinin çekim güçlerinin etkisiyle uzayda rotasını şaşırdı. Yıldızını kaybetti.
Daha gerçekte yalana başvurdular da babalarına yalan söylediler. O’nu kurt kaptı dediler.
Gerçekte bir kuyruklu yıldız grubu farklı bir rotaya koydu Nibiru’yu.
Daha gerçekte Zengin bir eve getirdi Yusuf’u Rabbi. Olgunluk çağına erişince Nibiru gezegeninin yaşayanlarına ALLAH tarafından ilim ve hikmet verildi.
Evinde bulunduğu kadın ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi.
Evdeki bir aynadan yansımasını gördü o zaman anladı karşılaşacağı ateşi. Rabbin bir delilidir astrolojideki ayna. Buradaki aynalar bizde olumsuz duygular uyandıran insanlar ve davranışlardır.
Ateş grubudur, kapıları kitleyip arzuladığını Yusuf’dan elde etmek isteyen kadın. Üç farklı grup daha vardır.
Yusuf dedi ki: “ALLAH’a sığınırım. O benim Rabbimdir, ki bana iyi bir yer verdi. Zalimler başarmaz.”
Gerçekte tek çıkış vardı rotadan. Aynı anda geçince öndeki gezegenin atmosferi arkasından yırtıldı.
Evin sahibi onları hiç bir zaman yalnız bırakacak değildi. Onlara her kapıdan daha yakındı.
Daha gerçekte gömleğin arkadan yırtılmış olduğunu görünce şöyle konuştu evin sahibi: “Bu sizin tuzaklarınızdandır. Sizin tuzaklarınız gerçekten çok yamandır.”
Bütün tuzaklar ALLAH’a aittir. O, her nefsin kazandığını bilir. İnkâr edenler de dünya yurdunun sonunun kime ait olduğunu bileceklerdir.
Bir müddet zindanda geçirdi hayatını Yusuf. Gerçekte Nibiru çok karanlık ve sıkıntılı bir rotada idi.
Onunla beraber aynı rotaya iki gezegen daha girdi. Bütün rotalar, gezegenler ALLAH’ın değil mi?
Biri kuru gezegen, diğeri diri.
Kuraklık başlayınca Yusuf’un gezegeninde, savaştı iki hükümdar, kazandı biri.
Tek bir hükümdar oldu Nibiru’nun varisi. Gerçekte biri kurtulacaktı zindandan. Dedi efendinin yanında an beni.
Daha gerçekte ışığı görünce kendilerinden geçerler, unuturlar karanlıktakileri.
Zamanın hükümdarı bir rüya sordu.
O’nu uyku tutmaz ki. İzni olmadan uyunmaz ki. O’nun izni olmadan rüya görülmez ki. Uykulardaki düşler, rüyalar onun yanında, O’ndan izin alınmadan yorum bile yapılmaz ki. Soruların cevabı O’nun katındaydı.
Aziz’in karısı ise, “Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ondan ben murad almak istedim. Şüphesiz Yûsuf doğru söyleyenlerdendir” dedi.
“Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi Yûsuf.
Daha gerçekte hükümdar Nibiru’yu kendine tahsis etti. O’na büyük bir makam, mevki verdi.
Yırtık gömleği altından gömlekle değiştirildi.
Surenin/zamanının ortasında ise, Nibiru Samanyolu galaksisinde dilediği gibi hareket edebiliyordu. ALLAH dilediğine rahmet yağdırır.
Bundan sonrası, sonraki zamandır.
Kardeşlerini buldurdu Yusuf’a; ALLAH!
Ona öğrettiği bir plânı uygulattı da kardeşlerini şaşkınlık içinde bıraktı.
Yakup ise şaşırmadı. Yusuf’a üzüntüsünden gözlerine ak düştüğünde dedi “Ben sizin bilmediğinizi bilirim.”
Her bilgi sahibinin üzerinde daha iyi bilen biri vardır. Altından gömlek yüzüne sürülünce gözleri açıldı da, “ALLAH’tan sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum dememiş miydim?” dedi.
Gerçekte güneş sönmeye yüz tuttuğunda, Nibiru’nun altın tozundan (manna) atmosferi üzerine sarılacaktır.
Daha gerçekte bu anlatılanlara çoğunluk inanmayacaktır.
Onlar göklerde ve yerde nice mucizeler görseler bile yanlarından geçerler de dönüp bakmazlar bile.
Sûrenin sonunda ise huzurdaydı her cümle, hükümdarın odasında, secde de.
Alim olan O’dur, hakim olan O’dur.
Bölüm 16 - MERYEM
ALLAH buyurdu!
Peygamber sözü gör, ey Cehennemin mukadderatı! K. H. Y. ‘A. SS. (Kef Ha Ya ‘Ayn Sad)
Bu, Rabbinin, Zekeriya kuluna olan merhametinin anılmasıdır.
Bir kimsenin veya bir başka canlının karşılaştığı kötü durumdan dolayı duyulan üzüntü, acıma değilmidir merhamet? Mukadderat ise yazgı? Cehennemin yazgısına acımak da nedir, bir insanı Cehenneme örnek göstererek?
Yaradan yaratdığını neden yaratsın kendisine zarar verecek ise? Hele bu yaratılan Cehennem ise? Bilginin tamamı ALLAH’ın ise kendisine bilgisizce zarar verir mi?
Zarar verenlerin ise en zararlısı Cehennem değilmi? O halde neden yarattı Cehennemi hiçlikten? Hiç birşey değilken hiç yoktan yarattı yarattıklarını. Yoktan yaratılanların doğum günü yoktan yaratıldıkları gün değilmidir?
Yaratılmadan önce verildi isimleri ezelde ALLAH tarafından. Sebepsiz yaratmak olmazki, her yaratmanın bir süreci yokmudur? Hep bir önceki yokmudur? Sonraki öncekinden evvel olurmu?
Masal gibi geldi değil mi? Öyle bir inançtı ki onunkisi, ettiği duâların hiç birinden umut kesmemiş idi, Zekeriya!
Bir zamanlar o, Rabbine gizlice yalvarmıştı, yaşlılık döneminde. Duâsı anında karşılık gördü de, dili tutuldu.
Nasıl tutulmasın ki, o beli bükük yaşlı, karısı kısır ve kocamış iken. Kendisine bir oğlan bağışlanmış idi.
Nasıl şaşırtılabilirdi ki bir insan? Kendinden sonra gelen kendinden önce idi. Daha önce onun adı kainatta kimseye verilmemişti. Hiç birşey değilken duâdaki selâm üzerine yaratıldığı gün, ALLAH’ın selâmını aldı Yahya!
Öleceği günde ona yine selâm vardır. Nasılki ezelde yaratıldığı gün doğum günü olduysa, ebedde (gelecekte) öldüğünde selâm üzerine olacaktır. Kainat, yani maddesel alem yok olduğunda ise diriltildiğinde ona yine selâm vardır.
Gerçekte ise diriler ALLAH katındadır. Dipdiri, bölünmez bir insan şeklinde görünmüştü. Dirilerden biri Meryeme. Dedi: “Ben, sadece Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir oğlan bağışlamak için buradayım.”
Herşeyi hemen kavrayamazsanız endişe etmeyin. 3 boyutlu nesnelerin 2 boyutlu gölgeleri ortaya çıkarıyorsa, 4 boyutlu nesneler ise algılanamaz olsa dahi 3 boyutlu gölgeleri ortaya çıkarmalı degilmi? Ya boyutlar daha fazlaysa, nesnenin gölgesi bile gerçek olmazmı? 19. ayetten geldi diri olan.
Gerçekte 7. boyuttan ötesi ALLAH’a daha yakındır.
Dedi: “Ben, sana tertemiz bir erkek çocuğu vermek için görevlendirilmiş Rabbinin bir elçisiyim.”
Meryem, “Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi.
Gerçekte böyle bir insanın çocuğunun olmaması haksızlık değilmiydi? ALLAH için bir çocuk edinmek söz konusu olamaz. O yücedir. Bir iş diledi mi, ona sadece “Ol,” der, o da olur.
Zamanın, olayların, mekanın sahibi ALLAH, bu üç kıstası her canlı için hak olarak hazırlamıştır. Zaman hurmaların olgunlaştığı zamandı. Olay bir doğum idi. Mekan toprağın altından bir pınarın ilk defa çıktığı yerde idi.
Meryem bu şekilde yıkadı yeni doğanı, ALLAH izni ile. İsmini kendi söyledi bebek İsa annesine.
Kucağındaki çocuğu ile halkının arasına döndüğünde, bebekli kadına acımayan
merhametsizlere rast geldi. Onlar kalplerindeki çirkinlikleri gösterdilerde, ALLAH bebeği konuşturdu. Kötü düşündürttüren, kötü konuşdurtduran şeytan, bebeğe karşı konuşamadı.
Rab’bin adıyla gelene övgüler olsun!
Doğduğu gün, öleceği gün ve diriltileceği gün ona selâm vardır. Meryem oğlu İsa işte budur.
Bu kainata gönderilen ruh, tekamül sürecine kadar kalır. Tekamül, kelime anlamı olarak ‘olgunlaşma, gelişme, evrim’ gibi anlamlara gelmektedir. Tekamülün, ruhsal literatürde anlamı ise; Ruhun insani kamil seviyesine ulaşması için geçirdiği aşamalar ve olgunlaşma sürecidir. Bilginiz, gördügünüz, duyduğunuz, tatdığınız, kokladığınız, hissettiğiniz, algıladığınız herşey ruhunuza aktarıldığından yok olmaz.
Tekamül süreci, bir kısım için ALLAH tarafından din gününe erteleninceye kadardır. Bir kısım ise sınavını başarı ile tamamlamıştır. İmtihan kağıdını erkenden verip teslim olmuştur. Azgınlar din gününe ertelenmezler ise gidecekleri yer zaten cehennemdir.
Tekâmülün tamamlanma zamanının son günüdür kainatın yok oluş günü. Şeytanın süresininde son günüdür. Maddesel boyut alemi bitecek, manesel boyut alemi başlayacaktır.
Mezhepler aralarında ayrılığa düştüler. Büyük bir günü görüp yaşayacakları için vay kâfirlerin hâline!
Gerçekte öleceğiniz gün en son öldüğünüz gündür. Halâ aymazlık içerisinde inanmıyorsanız, ALLAH benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; O’na kulluk ediniz. Doğru yol budur.
Kim sapıklık içinde ise Rahmân onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler.
Kıyamet gününden sonra halâ daha ölmemiş iseniz Cehennemdesinizdir. Orada ne ölür, nede hayat bulursunuz.
Bu dünyanın yok olmasını ise kıyamet günü ile karıştırmayın. Bir gezegenin yok olması ile kainat yok olmaz. Gezegen yok olur ve eğer onun üzerinde yaşayanları varsa onlar variscilerine döndürülürler. Bu insan ırkının, sonudur. Halbuki dünya bir elbise mağazasıdır. Ve birçok farklı elbise mağazası vardır. Bir mağazanın kapanması diğer mağazaları etkilemez.
Kapanan bir mağaza tekrar açılmayacağı anlamına da gelmez.
Kapanan bir mağazanın devamıdır bu dünya. Onlar mal-mülk ve görünümü daha güzel olan nice nesillerdi.
Paraya tapmayın! Mala-mülke tapmayın. Şeytana tapmayın!
Namazı/duâyı yitirmeyin. Şehvete uymayın. Size daha önce gelmeyen bu bilgiyi izleyin. ALLAH düzgün bir yola iletsin.
Kimseye kötü dokunmayın, incitmeyin.
ALLAH izin verirse kim olduğunuzu bulursunuz.
Adem, Nuh, İbrahim, İshak, Yakup, Musa, Harun, İsmail, İdris, İsrail, Muhammet, O gün, takva sahipleri heyet olarak Rahmân’ın huzuruna toplanır. Kendilerine ALLAH tarafından verilen diğer isimleriyle beraber.
Şeytan ve dostları ise cehenneme hayatın kaynağı olan sudan mahrum sevk edilirler. Cehennemde su yoktur, çünkü hayat yoktur.
Din günü ALLAH’ın huzurunda toplanan heyet doğruyu konuşur.
O sınırsız Rahmet Sahibi´ne bir oğul yakıştırmış olanları konuşurlar.
Bu söz yüzünden neredeyse gökler çatlayacak, yer parçalanacak, dağlar yıkılıp çökecek idi derler.
Çocuk edinmek Rahman’a yakışmaz.
Göklerde ve yerde kim varsa, Rahman’a kul olarak gelecektir.
ALLAH onları kuşatmış ve tek tek saymıştır.
ALLAH’ın size söylemediği adını bileniniz varmı?
İnanıp erdemli davrananlara ALLAH, sevgi bağışlar. Cehenneme bile.
Sizden önce nice toplumlar, dünyalar yok edildi. Hiçbirini algılıyor musunuz, ya da fısıltılarını işitiyor musunuz?
Ya sen Cehennem!
Bölüm 17 - A'RÂF
ALLAH’a doğru ve düzgün bir söz vermek için yazarım. Çünkü ALLAH doğru ve düzgünü en üst katında tutar. Sizde verilen sözü bilmek ve şahit olmak isterseniz O’nun adı ile okuyabilirsiniz.
Elif Lâm Mîm Sâd ile başlar sûre. İnsanlık kitabının içinde, ALLAH’a verilen bir söz ile.
İnsanlık tarihinden çok daha önce kitabın dışında O’na verilmiş olabilirdi bir söz. Zira sözü veren insan değildi.
Kesin olarak yapacağını söylemişti. Yaratılan ve kendisine verilecek farklı her bir nimet için şükür edeceğini.
Söz vermek kolay tutması zor, kibrine yenik düştü de eğilmedi yaratılan insanın önünde, İblis.
Oysa her an, nesne, olay, bilgi, yaradanın yaratması ile değilmidir? ALLAH’ın her an yaratıp önünüze çıkardığı, iyi yada kötü, nesne, olay, bilgideki hayır veya şerrin size ne fayda sağlayacağını bilebilirmisiniz?
Yaratım bir tesadüf değil ki. Önünüze çıkartılan her bir nimetin önünde ruhen eğilmek ve şükretmek gerekmez mi? Tabiki bilemedi insanın ona ne fayda sağlayacağını kibirli İblis. Kibirlilik ise kendini herkesten, her şeyden üstün tutma, gurur ve şükretmemek değil mi? Sebepli veya sebepsiz sonucu ise yaradan RAB bilmez mi? Kovuldu bunun sonucunda, Cennetin en üst katından, en alt katına kibirli İblis.
Kibir haklılığını ispatlamak ister. Dedi: “bana insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver.” Hak ise son istekleri red etmez. Verildi süre, maddesel alemin kendi içine göçeceği son güne. Dedi: “Beni azdırmana yemin ederim ki, onları saptırmak için senin dosdoğru yolun üzerine kurulacağım.”
Hâlbuki azan kendi idi. ALLAH azdırmaz! Sonucu bilmediği için doğrudan sapar kişi. Bilse en başından kovdurttumu kendini. Şükürsüzlüğünü belkide kendisi için yaratılan insana bulaştırmak istedi.
ALLAH, dedi ki: “Yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan. Andolsun, onlardan sana kim uyarsa sizin, hepinizi cehenneme doldururum.” Cennetin en alt katından en dışına kovuldu, hak ettiğini buldu, ummadığı biçimde.
Sonra biçim verilmiş, ismi belirlenmiş insana dönüldü de söz istendi. Bütün bir cennet verildi, tek bir sözüne. Tövbe etmeyen ise azar, azar azar. Kandırmak için her yolu arar. Azmıştan korunmak için ise ALLAH’a sığınır insan. Kandırıldıktan sonra cennet ne fayda ki.
Cennetde kalplerde kin yok ki, ALLAH’tan başka sakınacakları olsun. Son anda tövbe etti Adem RAB’be de, Rabbi dedi “Bir kısmınız diğerine düşman olarak inin. Size yeryüzünde bir zamana kadar yerleşme ve yararlanma vardır.” “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan çıkarılacaksınız.”
Çıktılar cennetten böylelikle birbirlerine düşman olarak. İlk duyguları kin idi. Tövbe edince Adem, verdi insani duyguların en güzelini RABbi. O duygu; ar, namus, haya, kısaca utanma idi. İnsanlık ile birlikte gelişti büyüdü de erdem oldu. Kimi bu duyguya sarıldı hayır! sahibi oldu, cennet onlara HAK oldu, kimi utanmaz kibirli şeytanın dostu, cehennemin yakıtı oldu.
ALLAH’ın ayetleridir bu anlatılanlar. ALLAH’ın ayetlerine gerçekten inanmaktan ne kaybeder insan? İnanmış gibi yapıp inanmayanlar erdemli midirler? Âyetleri yalanlayanlar ve onlara uymayı kibirlerine yediremeyenler, işte onlar cehennemliktirler. Onlar ALLAH yolundan alıkoyan ve onu, eğri ve çelişkili göstermek isteyenlerdir. Onlar ahireti de inkâr edenlerdir. Onlar dinlerini hafife aldılar ve dünya hayatı kendilerini aldattı.
Firavun gibi dünya hayatının aldattığı, herkesin kendisini tanıdığı kişilerde yokmu bu hayatta bile. Kendisine verilen ayetleri bildiği, tanıdığı halde sıyrılıp şeytanın peşine takılan azgınlardan yokmu bu hayatta bile.
ALLAH’ın dileseydi onu o ayetletle yüceltebileceği fakat dünyaya saplanıp kalan kendi heva ve heveslerine uyan kişilerde yokmu bu hayatta bile. Şeytanda onları arkasına taktı. Nihayet onlar azgınlardan oldu.
ALLAH’ın ayetlerini yalanlayan bunlara uyan, tapan toplumların durumu köpekler gibidir. Hiçbir şey anlamadan sadece solurlar. ALLAH’ın ayetlerini yalan sayan ve ancak kendilerine zulmeden bir kavmin durumu ne kötüdür! Kavimlerde bitkiler gibidir. Doğar, yaşar ve ölürler.
İyi ve elverişli beldenin bitkisi, RAB’in izniyle bol ve bereketli çıkar. Kötü ve elverişsiz olandan ise, faydasız bitkiden başkası çıkmaz.
Rüzgarlarların bulutları tohumlaması gibi dolu sözlerde akılları filizlendirir ki o ölü belde ALLAH izni ile canlanır. Kibirlerine yediremeyenler ise o beldeleri ölü görmek ister. Hâlbuki akıl ile yürümezmi insanlık.
Deve ile yolculuk etti de, treni, otomobili, uçağı öğrendi insanlık. ALLAH izin verirse deveyi iğne deliğinden geçirebilecek insanlık. Elbette ALLAH izni ile herşey mümkün.
Maddenizi enerjiye dönüştürürseniz, örneğin elektriğe, herhangi bir yere iğne deliğinden bile geçirerek iletebilirsiniz. İletilen enerjiyi tekrar eski haline getirmek şartıyla.
Bu ışınlanma olarak adlandırılan olaydır. Maddeyi enerjiye çevirebildi ama, enerjiyi tekrar eski haline getirecek akla henüz ulaşamadı insanlık. Bunun için çok uzun bir zaman geçebilir. Bu bilimin önünde engel olanlar o zamana kadar cennete giremeyeceklerdir. Onlar ateşten bir yatakta, ateşten bir yorganla uyutulacaklardır. Onlar ateşten yataklarında uyuya dursun, kainat devam ettiği müddetce akıl çalışmaya devam edecek, ALLAH izni ile o zaman insana boyutların kapıları açılacaktır.
Bir boyuttan diğer boyuta geçebilen, ALLAH’ın gökleri arasında geçiş yapıyor demektir. Bu ancak ALLAH’ın verdiği muazzam bir bilgi ve güç ile olur. Emir ve yaratma katı olan arş ise göklerin, boyutların bile üzerindedir. Yaratmak ve emretmek de yalnız ALLAH’a mahsustur. Din günü yani maddesel alemin bitip herşeyin içine çöktüğü o son gün tam bir bilgi ile her şey açıkça gösterilecektir. O gün yapılıp işlenenlerin tartılması da haktır.
Kainat o kadar büyüktür ki milyarlarca galaksiler içerisinde milyonlarca gezegenler vardır. Bu gezegenlerin bazılarında yaşayan “cin toplumları”, gezegenlerindeki insanlardan birçoğunu saptırıp aralarına katmışlardır.
Cinlerden kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçokları cehennem için var edilmiştir.
İnsanlardan kalpleri olup da bunlarla anlamayan, gözleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçokları cehennem için var edilmiştir. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.
Şüphesiz ALLAH, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. Öğüt almayan bir dünya dolusu insan maymuna çevrilmiştir. Bu DNA nızın sahibi RAB için çok kolaydır.
Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma. Çünkü Rabbinin yanındakiler, ona kulluk etmekten kaçınıp büyüklenmezler, O’nu yüceltirler ve O’na secde ederler.
Rabbim adaleti emreder. Her mescitte (ibadet yerinde) dini sadece O’na ait kılarak O’na yalvarın. Sizi ilk yarattığı gibi O’na döneceksiniz. İkinci kez yarattığını bilemezsiniz, üçüncü elbisenizi de, ne kadar elbise giydiğinizi de bilemezsiniz, din gününe kadar kaç kere öldürülüp diriltildiğini de bilemezsiniz, ilk ölümünüzden başka tekrar ölmeyecekmisiniz?
Cinlerde bilemediler. Gerçekten onlarda, sizin sandığınız gibi, ALLAH’ın hiç kimseyi öldükten sonra tekrar diriltmeye ceğini sanmışlardı. Bu sizin için bir fırsattır. Kalplerinizin, huylarınızın, davranışlarızın, düşüncelerinizin, hislerinizin bile benzediği öncekilerden misiniz? İblis gibi kendi kendinizi kibri ile azdıranlardan mısınız, yada her secde yerinde yüzünü ona dönüp şükredenlerden mi?
Sadece kendi atalarınızdan, seyhlerinizden, şıhlarınızdan, cemaatinizden, hacılarınızdan, hocalarınızdan yada çokluğunuzdan güvence ile ALLAH bunları, rahmetine erdirmez diyenlerden mi? Yada Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla. Bizi kendi rahmetine sok. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin” diyenlerden mi?
Bu sözleri, kendilerine söylenenden başka şekle sokacak olanların durumu ne kötüdür.
Şükredecek bir toplum için ayetleri değişik biçimlerde açıklayan ise sizce kimdir? ALLAH, kimi doğru yola iletirse, odur doğru yolu bulan. Kimleri de saptırırsa, işte onlar, ziyana uğrayanların ta kendileridir.
İsrailoğulları pişman olup, gerçekten sapmış olduklarını görünce, “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz, cehennemi hak ederiz” dediler.
ALLAH zaten güzel şeyleri helal, pis şeyleri de haram kılmıştır. Duâlarına karşılık bu dünyada fasıklara yani günah işleyenlere değil, günah olduğunu bilerek onu bırakmaya niyeti olmayan nankörlere fasıklar yurdu gösterildi de, ülkelerinde kendilerini bilmeden halen oturmaktadırlar.
Kendinizi bilmeniz için ise kimin oğlu, kimin kızı olduğunuzu bilmeniz lâzım değildir.
Nûr, size sizden, insan bedenlerinden oluşan bir dağ yarattı. En tepesinde Adem vardı. En altda olan siz yukarıya baktığınızda dağı üzerinize düşecekmiş gibi görürsünüz değilmi? Halbuki dağ nurdan korunmak için bir gölgeliktir. Tecelli ederse parçalanacak olan dağa Nurun görünmesini ister misiniz?
O dağdaki her vücut parçası aslında dağı oluşturan bir parçadır. Dağın içerisindeki herhangi bir kayanın hangi kaya üzerinde veya altında olduğunun bir önemi yoktur. Bütün bir insanlık dağını şahit tuttu ALLAH. Kıyamet günü bundan habersizdik demeyin diye.
Bunlar Rabbinizden gelen basiretlerdir. Kitaptan sonra gelen bir hikmettir. İman edecek bir topluluk için bir hidayet kaynağı ve şükretmeniz için bir rahmettir.
İnsan bebek idi, birçok zaman, mekan ve olay geçirerek büyüdü, ergen oldu, birçok zaman, mekan ve olay geçirdi, eşini buldu, birçok zaman, mekan ve olay geçirdi, çocuğu oldu. Çocuğun gerçek sahibi kimdi? Anası mı, babası mı? Yoksa her ikisi mi? Birçok zaman mekan ve olay geçirdi yaşlandı ve öldü. Mekan ALLAH’ın idi. Zamanın her bir anı ALLAH’ın idi. Her bir olay ALLAH’ın idi. Çocuk ALLAH’ın idi. Ne için çekişmeye girilir ki? ALLAH’a ne ortak koşulabilir ki?
Her bir zaman mekan ve olayı ayrı duyu organlarıyla farklı algıladığı için şükretmez mi insan? Zamanda mekanda ve olayda an be an bunları öğreten velim, Kitabı indiren ALLAH’tır. O, bütün salihlere velilik eder. Tesadüfi olarak gördüğünüz her şey onun eseridir. Her zaman, olay ve mekanda onun verdiği işaretleri ararım. O doğruya yöneltir.
Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanlar ALLAH’ın ayetlerinden uzak tutulurlar. Onlar hangi mucizeyi görseler ona inanmazlar. Doğruya varan yolu görseler, onu yol edinmezler. Ama azgınlık yolunu görseler onu yol edinirler. Bu böyledir çünkü onlar ayetleri yalanladılar ve onlara karşı kayıtsız kaldılar. Kayıtsız kalanlar ise şeytanların kardeşleri oldular. Şeytanlar ise onları azgınlığın tam içine çeker. Azgınların sonu ise cehennemde biter.
Ey yüce ALLAH, şeytan, ana babamızı cennetinden kovdurdu. Şeytanın oğlu tıpkı babasına benzemektedir. O bir şekilde mümin kardeşlerimi ayartmak için babasının yukarı çıkmak için kullandığı yolu kullanmak istemektedir. Mümin kardeşlerimi bu sefer şeytanın oğlunun ayartmaması için Cennetini, Cehennemini görebileceğim öyle bir yere ata ki oralara girenide, çıkanıda görebileyim. Çünkü o insanların ruhlarını cehenneme çekebilmektedir.
ALLAH’ım dünyada öyle kibirlileri gösterdin ki onları nerede olsalar tanırım. Onlar için beni kibirlilerin Cehenneminde gardiyan eyle. Gökler ver yerler durdukça senin dilemen hariç lanetliler cehenneminden çıkamasınlar. Mümin kardeşlerimi de Cennetine selâm ile karşılayayım. Gökler ve yerler durdukca senin dilemen hariç ebedi kalsınlar. ALLAH’ım beni ve mümin kardeşlerimi şeytan ve soyundan kurtaran sensin.
ALLAH’ım sana o ara faal katında ebedi şükür edeceğime söz veririm.
RABbime şükürler olsun.
Bölüm 18: KONSEY, MECLİS, KURUL; ŞÛRÂ
Bismillâhirrahmânirrahîm.
ALLAH en baştakinden en ortadakine hak ile
işte böyle vahy eder;
"Hâ mîm, Ayn sîn kâf."
Mukadderatını gören insan, cehennemi gören insandır.
En sonunda Cehennemi gören, mukadderatını gören insandır.
Zaman, mekan ve olayların sahibi, Arş da kurulu ALLAH, bu sahip oldukları ile her şeyi yapmaya gücü yetendir.
Bu üçüne sahip olanın yapamayacağı birşey düşünebiliyor musunuz. Kıyamet vaktinde kıyameti geri döndürmek mi? Bir başkasının duyması için çıkmış söz geri döner mi?
Ayetler ve mucizeler üzerinde tartışanlar kendilerinin kaçacak bir yeri olmadığını bilirler. İnkarcı ruhun, gözünden görülmesi gerekendir hak.
Gökyüzüne bak ayı gör. Onun gerçek sahibi ALLAH'dır.
Zaman, mekan ve olayların sahipsiz olduğunu düşünenler bizzat ALLAH tarafından gözlenirler.
Bu başkent ve çevresini uyarmak için, ALLAH tarafından kusursuzca gönderilen Kur'an'ın son uyarısıdır.
Zaman, mekan ve herşeyin sahibi olduğunuzu benzersiz hayal gücünüz ile hayal edin.Yapamayacağınız ne olur? Gücün hayali bile güzel değil mi? İstediğiniz, arzu ettiğiniz ne varsa hemencecik olacaktır.
Yoksa hemencecik para mı hayal ettiniz. Öyle ya; sizce paranın satın alamayacağı ne var? Parayı dost edinenler de bilirler ki, para ölüyü diriltemez. Ölüleri her yerde dirilten, ALLAH'dır. Ayağımızı bastığımız, dirildiğimiz yedir dünya, soluduğumuz hava onun atmosferidir. Kâinatta nice yerler var ayak basılacak, havası solunacak.
Çok büyük paralar da olsa O izin vermeden nasıl gidebilirsiniz oralara, anahtarlar onda. Ayağınızı basabileceğiniz yerlerde ALLAH'ın yaydığı birçok düşünenler var. Ne sandınız ki, sadece sizimi yaydı dünyanıza düşünen olarak. Gökler ve yerler o'na ait değil mi? Dilediği zaman, dilediği mekanda, dilediklerini buluşturabilir. Bütün mekanlar ona aittir.
Sınırlamayı diledikleri için kaldırabilir. İşte o zaman karşınızda başka alemlerden gelenleri görürsünüz. Kimi kocaman dağlar gibi yelkenli gemileri ile gelmiş olur, ki onların rüzgarı ışıktır, kimi manyetik rüzgarlar ile gelir, kimisinin ise gezegenleri gemidir.
ALLAH dilerse idi Kâinatta yarattığı düşünenleri tek bir anneden çıkartıp çoğaltırdı.
O tek annenin kralı tekmi olacaktı?
ALLAH dilediğini, dileyeni rahmetine sokar.
Krallığa belli şartlar haricinde izin vermedi ki, kraliçeliğe versin. Andolsun, Süleyman'ın tahtının üzerine bir ceset bırakan odur. Yoksa siz yolunuzun krallık olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Göklerin ve yerin mülkü (hükümranlığı, krallığı) ALLAH'ındır. O, dilediğini yaratır. Dilediğine kız çocukları, dilediğine erkek çocukları verir.
Dilediğini de kısır yapar. Hak ile kime ne vereceğini en iyi o bilir.
ALLAH düşünen canlıların kendisine teslim olmasını, güvenmesini, dayanmasını, bağlanmasını, ve sığınmasını ister. Onların günahın büyüklerinden ve tüm iğrençlikleri nden uzak durmasını, öfkelendikleri zaman, affedenler olmalarını ister. Onlar Rablerinin çağrısına cevap verirler, namazı/duayı yerine getirirler.
İşleri/yönetimleri, aralarında bir şûrâ'dır. (Konsey, meclis, kurul) Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimi, şûrâ'ya en yakındır. Onlar kendilerine verilen rızıklardan da fazlasını ihtiyaç sahiplerine verirler.
Kendilerine zulüm ve haksızlık gelip çattığında, yardımlaşırlar. Göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi ALLAH'ın hak yolu budur.
Yoldan ayrılıp helâkmi olmak istiyorsunuz?
Ceza yolu ancak insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenler içindir. İşte onlar için elem dolu bir azap vardır. Bunlar kıyamete ertelenmezler.
Kıyamete kadar tekrar tekrar elbise giydirilecek olanlar bellidir. Mukadderatları en sonunda cehennemi görmekdir. ALLAH yolunda olanlar ise mukadderatının sonunda cehennemi göreceğini bilir. Kâinatta yayılan bütün canlılar cehennemi görecektir, ancak bu içine girecekleri anlamına gelmemektedir.
ALLAH cehennemden kimi kurtaracağını, kime ne verdiğini en iyi bilendir.
ALLAH kullarına rızkı, parayı bol bol verseydi, yeryüzünde mutlaka azgınlık ederlerdi. Fakat O, rızkı dilediği ölçüde indirir. Şüphesiz O, kullarından hakkıyla haberdardır ve onları hakkıyla görendir. Ne verildiyse dünya hayatının geçimliğidir. Ancak inananlar ve Rab'be güvenenler için ALLAH'ın yanında bulunanlar daha iyidir ve süreklidir.
Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.
Hakkında ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü ALLAH'a aittir.
Kitaptan şüphe içinde iseniz bir konu hakkında yanlış hüküm vermeden önce, olayların asıl sahibine temiz ve sabırlı bir biçimde sorun. Olay, zaman ve mekan sahibi bir şekilde size dönecektir. Önünüze yapmanız yada yapmamanız gereken çıkarılacaktır. Bunun tesadüf olduğunu düşünenler için hepimizi bir gün, bir araya toplayacaktır. Dönüş de ancak O'na dır.
Nasıl anlatılır ki inkarcı ruhlara Rabbin yolu daha başka, Rabbinizin çağrılarına, kitaplarına baksanıza.
Azabı gördüklerinde, zalimler, "Bizim için bir şans daha yok mu?" derler. Tekrar tekrar geldiler, farklı elbiseler içinde. Ölümden hep korktular.
Ölümden korkan ALLAH'tan korkmaz mı?
Bağışlamanın, merhametin sınırı olmaz mı?
Yazgısında cehennemi düşünmeyene cehennem merhamet eder mi?
Yolunu kötüye değişene RAB dost olur mu?
Alemlerin Rabbi ALLAH'a övgüler olsun.
BÖLÜM 19
Kur'an a göre namaz kaç vakit?
Yayım tarihi Haziran 30 : Temmuz 01, 2022 siyasetci2010 tarafından Saat : 00:00
Allah ın İnsanlığa armağanı yüce kur’an da O’na hangi zamanda ve ne şekilde yönelineceğini, anlayan kalplere anlatmadığını mı sandınız?
‘Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. En’âm, 38’
Yemin olsun ki sizin düşüncelerinizi kötü yön için akıllarınızda eksikleştiren veya fazlalaştıran şeytandır.
An’ı kuran Allah’ın kitabı haricinde kaynak edinenler uygunluğuna bakmadıkları bilgileri şeytanın verdiğini bilemezler…
‘Melekler, “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin” dediler. ‘Bakara, 32
Melekler bile böyle derken insana ne oluyor da her bilgiyi kendisinin öğrendiğini zannediyor? Öğretmeni umursamazsan onun düşmanı seni hedef almaz mı? Bir çoklarını arkasına takmaz mı? Allah adı ile öğrenmişsen O istemedikçe unutabilir misin? Sana mı kaldı öğretmek, öğüt vermek, bilgilendirmek diyebilirsiniz. Her daim ondan gelen bilgi, herşeydir. En değerlisidir. Belki Rabbim helak edilecek veya şiddetli bir azaba tutulacak bir kavme öğüt, bilgi vermemi mazeret kabul eder, belki kurtarır. Helak yada şiddetli bir azabın günbegün üzerinize geldiğini görmüyor musunuz, hissetmiyor musunuz? Kitaba sımsıkı sarılan biri olarak söylüyorum. Hayır Arapça bilmiyorum, gerekmiyor. Allah’ın ne dediğini sadece beyniniz ile değil yüreğiniz ile de anlamamız gerekiyor. Sizden para yada herhangi bir menfaat de istemiyorum. Sadece kitabı araştırın, söylenenleri yada yazılanları Kur’an ile karşılaştırın. Duygu ve düşüncelerinizi Rab bilmiyormu? Anlamadığınız bir dilde mi yakarıyorsunuz? Halbuki bütün dilleri yaratan o değil mi? Hani size şah damarınızdan daha yakın O değil miydi? Herşeyi hakkıyla bilen O değil miydi? Sizden sadece ona yönelmenizi ve gönderdiği kitabı bilmenizi istedi… Namazı dosdoğru kılmanızı… Dosdoğru kılmak için ise kitapta yazılanları harfiyen uygulamalı insan. Şeytana değil Allah’a tabi olmalı. Birazdan size Kur’anı şahit tutarak anlatacağım. Allah inşallah razı olur.
Nisâ, 103. ‘ Namaz, inananlar üzerine belirli vakitlerde farz kılınmıştır.’
Allah temizlerin en temizidir. Namaz için O’na yaklaşırken temiz olmalı insan
Mâide, 6.. Ayet: İnananlar! Namaza kalktığınız zaman: (1) Yüzünüzü yıkayın, (2) ellerinizi dirseklere kadar yıkayın, (3) başınızı sıvazlayın, (4) ve ayaklarınızı da topuklara kadar (sıvazlayın/yıkayın). Cinsel ilişkide bulunmuşsanız yıkanınız. Hasta veya yolcu iseniz, yahut tuvaletten gelmiş, yahut kadınlarla cinsel ilişkide bulunmuş ve su bulamamışsanız, temiz bir toprağa yönelip yüzünüzü ve kollarınızı onunla sıvazlayın. ALLAH size güçlük çıkarmak istemez. Ancak sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor. Olur ki şükredersiniz. Namaz kıl emri bu ayette var!
Eğer gerçekten inanıyorsanız bu denilenleri arttırmadan, azaltmadan sırası ile yapmanız gerekmektedir. Arttırmak Şeytandandır. Allah tam ölçü ister. Fazlası ya da azı değil.
Biz peygamber efendimizden böyle gördük diyen yalancılardan olmayın. Ahmed in yanında değildiniz. Saff 61/6. Vefatından yüzyıllar sonra hikayesel olarak yazılan hadislerse şeytandandır. Size on dakika önce ne söylediğinizi kelime kelime söyle diye soracak olsam, söyleyemezsiniz. Ama yüzelli yıl önce havaya söylenmiş bir sözü savunabilirsiniz. Söz uçar yazı kalır. Ama söz yüz elli ile iki yüz elli sene sonra yazıya alınmış? Kaldı ki Kur’an bile peygamberin ölümünden yaklaşık 20 yıl sonra yazılmıştır rivayeti vardır. Rivayet diyorum çünkü arkeolojik ve bilimsel bir kanıt yoktur. ‘Câsiye, 6.İşte bunlar, Allah’ın âyetleridir. Onları sana gerçek olarak okuyoruz. Artık Allah’tan ve O’nun âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?’ Ayetlerin söz olması lâzımdı ki…Musa’ya verilenler gibi levha değil. Sözleri Allah sonradan istediği biçimde toplayabilsin. Şeytanın sonradan derlediği hadislere mi inanacaksınız yoksa bugünkü Kur’anın atası olan 568 ila 648 yılları arasında yazılan parşomenlere mi? Aklım ve kalbim bunları yazanın Ahmed olduğunu söylüyor. Size bir melek görünse ve uzunca bir şeyler söylese unutmamak için yazmaz mısınız? Şimdi olsa kameraya bile alırsınız…
Peygamberin okuma ve yazması yoktur diyen kıskanç şeytandır. Tekrar yukarıdaki namaz ayeti maide 6 ya dönelim. ‘Namaza kalktığınız zaman’ ne zaman kalkarsınız namaza? Sabahleyin. İlk yüzünüzü yıkayın diyor, hani elleri yıkama? Abdest Kur’anda 2 ayette geçer, diğer ayet Nisâ, 43..’İnananlar! Sarhoşken, ne dediğinizi bilinceye kadar, yolcu olanlar hariç cinsel ilişkiden sonra yıkanıncaya kadar namaza durmayın. Hasta veya yolcu iseniz, yahut biriniz tuvaletten gelmişse, yahut kadınlarla cinsel ilişkiye girmiş olup da su bulamamışsanız, temiz ve kuru bir toprağa dokunup yüzünüze ve ellerinize sürerek teyemmüm edin. ALLAH Affeder, Bağışlar. ‘ Sabah uykudan kalktığınızda akşam uykuda ne yaşadığınızı bilemezsiniz. Enfâl, 11. Ayet: Hani (Allah) kendi tarafından bir güvenlik olarak sizi hafif bir uykuya daldırıyor; sizi temizlemek, sizden şeytanın vesvesesini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sağlam bastırmak için üzerinize gökten yağmur yağdırıyordu.
Kesin eminlik için su, duş veya yıkanma şarttır. Allah sizin sabah kalktığınızda yıkanmanızı ve temizlenmenizi, misler gibi kokmanızı ister. Yıkandığınızda ellerinizi de yıkamış olursunuz değil mi? Ağzınızı, burnunuzu, kulaklarınızı her yerinizi yıkarsınız değil mi? Yıkandıktan sonra siz şükretmeyenlerden misiniz? Allahın anladığı ve onu ilk günden inşaa ettiği Türkçe ile ona övgü dolu sözler söylemez misiniz? İşte o zaman (1) Yüzünüzü yıkarsınız, (2) ellerinizi dirseklere kadar yıkarsınız, (3) başınızı sıvazlarsınız (4) ve ayaklarınızı da topuklara kadar (sıvazlar/yıkarsınız). Bütün bunları yaparken övgüleri O’na yaparsınız. Zaten yıkanmışsanız bir daha elleri yıkama, ağzı yıkama yada burun, kulak yıkama yapmazsınız. Sabah namazı için ayağa kalktığınızda Allah Kebirdir. Allah tek büyüktür deyin. Allahü ekber yani Allah uludur! Yada yücedir..Ulu cami, Ulu dağ gibi. Ulu olan, yüce olan pek çok şey var.
“ekber” ismi tafdili Kuranda 22 ayette 24 kez geçiyor ancak hiç birinde bırakın Allah hakkında kullanmayı ima bile edilmiyor. Çünkü büyüklük sıfatı/ismi tam olarak 99 isminden biri olan El-Kebir dir. Çünkü Allahın benzeri veya eşi kıyaslayacak bir şey yok ki Allah için bir ismi tafdil kullanalım. Yani Allah için “Allahu-Ekber” kesinlikle kullanılmamalı. Hem de 99 ismi bir kenarda dururken.
Hangi namaz ilktir, birdir?
Bakara, 238 ‘Namazlara, özellikle orta namaza dikkat edin. Kendinizi tümüyle ALLAH’a vererek namaza durun.’
Namaz emri bu ayette var!
Kur’an’da salat ı vusta olarak geçen sözcüğün anlamı, “bir şeyin iki ucu arasındaki kendine ait kısmı” demektir. (Bunu, bir şeyin kendi ortası olarak anlayabiliriz.) “İpi ortasından kavradım”, “Oku ortasından kırdım” şeklinde kullanılır. Yani Allah özellikle orta namazına dikkat edin buyurmaktadır. Bugün hangi gün ve saat kaçta başladı.?
Hangi gün olursa olsun bir günün gece yarısı başladığını çocuklar bile bilir değil mi? 00:00 yazılır. Bir sonraki güne geçeriz. Aklı işletmek çokmu zordu ki gece yarısının iki günün ortası olduğunu bilemedi müslümanım diyenler? Gece yarısında yılbaşı kutlanmıyor mu? Bir sonraki yıldan gün bile alınmıyor mu? Orta namazı ilk namazdır. Bu size Allahın verdiği iki değerli günün tam ortasıdır. Bu namaz için Allahın hükümleri uygun olduğu müddetçe ve temiz olmak şartıyla abdest şart değildir. İlk ve bir rekat namazı bu zamanı yakalayanlar kılsınlar. Allah ayetlerini akıllılar ve akılsızlar ayrılsınlar diye birçok örnek verirken, şeytan ‘Kur’an’ı anlamak için akledin veya dini hüküm çıkarmak için akledin diye bir ifade yoktur.’ der. Elbetteki hüküm Allah’a aittir ancak akletmeden Allah’ın size söylediklerinizi nasıl yerine getireceksiniz? Türkçemizde güzel özdeyişler vardır. Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla! Gibi. Bu ayetin desteklediği ayeti mi soruyorsunuz?
11/114 Hûd
Arapça Okunuş Türkçe Okunuş Kelime Meali Kökü
وَأَقِمِ(ve eḳimi(ve kıl)
ق و م
الصَّلَاةَ(S-Salāte(namaz)
ص ل و
طَرَفَيِ(Tarafeyi(iki tarafında)
ط ر ف
النَّهَارِ(n-nehāri(gündüzün)
ن ه ر
وَزُلَفًا(ve zulefen(ve yakın vakitlerinde)
ز ل ف
مِنَmine
اللَّيْلِ(l-leyli(gecenin)
ل ي ل
إِنَّ(inne(şüphesiz)
الْحَسَنَاتِ(l-Hasenāti(iyilikler)
ح س ن
يُذْهِبْنَ(yuƶhibne(giderir)
ذ ه ب
السَّيِّئَاتِ(s-seyyiāti(kötülükleri)
س و ا
ذَٰلِكَ(ƶālike(bu)
ذِكْرَىٰ(ƶikrā(bir öğüttür)
ذ ك ر
لِلذَّاكِرِينَ(liƶƶākirīne(ibret alanlara)
ذ ك ر
(Beni öğüt ve ibret alanlardan eylediğin, akl ettirdiğin için sonsuz şükrederim)
Ayet Meali
Ve ekımis salâte tarafeyin nehâri ve zulefen minel leyl(leyli), innel hasenâti yuzhibnes seyyiât(seyyiâti), zâlike zikrâ liz zâkirîn(zâkirîne).
Hûd, 114.. ‘Gündüzün iki ucunda, gecenin yakın kısmında namazı gözet. İyilikler kötülükleri silip götürür. Bu, öğüt alacak olanlara bir öğüttür. ‘
Namaz emri bu ayette var!
Yani buyrulan ‘gündüzün iki tarafında namaz kılın’ buradan açıkça anlaşılacağı üzere sabah ve akşam namazları, ‘gecenin yakın vakitlerinde’ kılınan ise gecenin ortası namazıdır. Yalnız buradaki husus namazın tam 00:00 a denk getirilmesi değildir. Sabaha en yakın vakit bu vakitten başlar. 100 den 0 a doğru geri giderken sıfıra en yakın sayı yüzden itibaren kaçtır gibi.
Sabah namazı ise 2 rekattır. Bunun için yukarıdaki abdest kurallarını uygulamak lazımdır.
أَقِمِ(eḳimi(kıl)
ق و م
الصَّلَاةَ(S-Salāte(namaz)
ص ل و
لِدُلُوكِ(lidulūki(sarkmasından)
د ل ك
الشَّمْسِ(ş-şemsi(güneşin)
ش م س
إِلَىٰ(ilā(kadar)
غَسَقِ(ğaseḳi(kararmasına)
غ س ق
اللَّيْلِ(l-leyli(gecenin)
ل ي ل
وَقُرْانَ(ve ḳur’āne(ve Kur’an’ını da (unutma)
ق ر ا
الْفَجْرِ(l-fecri(sabahın)
ف ج ر
إِنَّ(inne(çünkü)
قُرْانَ(ḳur’āne(Kur’an)
ق ر ا
الْفَجْرِ(l-fecri(sabah)
ف ج ر
كَانَkāne
ك و ن
مَشْهُودًا(meşhūden(görülecek şeydir)
ش ه د
İsra 78 Ayet Meali
Ekımis salâte li dulûkiş şemsi ilâ gasakıl leyli ve kur’ânel fecr(fecri), inne kur’ânel fecri kâne meşhûdâ(meşhûden)
Güneş sarktıktan (battıktan)sonra namaz kıl, vakit ölçüsü gecenin kararmasına kadar. Eğer yatıp dinleneceksen sabah namazında okuyacağın Kur’anı unutma. Çünkü sabah Kur’anı görülecek şeydir. Namaz kıl emri bu ayette vardır.
Rûm, 17.. Öyleyse geceleyin bir köşeye çekildiğiniz ve sabahleyin kalktığınız zaman ALLAH’ı övgüyle anın.
Fetih, 9..Ki siz insanlar, ALLAH’a ve elçisine inanasınız ve O’na saygı gösteresiniz, O’nu dinleyesiniz ve sabah akşam O’nu yüceltesiniz.
İnsan, 25..Sabah akşam Rabbinin ismini an.
Âl-i İmrân, 41.. “Rabbim, bana bir alamet ver,” dedi. “Alametin, üç gün işaretle anlaşmanın dışında halk ile konuşmamandır. Rabbini çokça an, akşam sabah onu düşün.” Sabah namazı güneş doğduğu ana kadarki vakit ölçüsündedir.
فَاصْبِرْfeSbir(o halde sabret)
ص ب ر
عَلَىٰǎlā(üzerine)
مَاmā
يَقُولُونَyeḳūlūne(onların dedikleri)
ق و ل
وَسَبِّحْve sebbiH(ve tesbih et)
س ب ح
بِحَمْدِbiHamdi(övgü ile)
ح م د
رَبِّكَrabbike(Rabbini)
ر ب ب
قَبْلَḳable(önce)
ق ب ل
طُلُوعِTulūǐ(doğmadan)
ط ل ع
الشَّمْسِş-şemsi(güneş)
ش م س
وَقَبْلَve ḳable(ve önce)
ق ب ل
الْغُرُوبِl-ğurūbi(batmadan)
غ ر ب
Kaf 50:39 Ayet Meali
Fasbir alâ mâ yekûlûne ve sebbih bi hamdi rabbike kable tulûış şemsi ve kablel gurûb(gurûbi)
Bu ayette namaz kıl emri yok, sadece güneşi batıranın ve doğurtanın Allah olduğunu idrak edin, sabredin ve ona övgüler edin sözü var. Güneş birazdan doğacak veya batacak, namazına hazır ol! Güneşe tapanları biliyorsunuz değil mi?
Onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini överek yücelt.
Fussilet, 37.’Gece, gündüz, güneş ve ay Allah’ın varlığının delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer gerçekten Allah’a kulluk ediyorsanız, onları yaratan Allah’a secde edin.’
Bu ayet güneş doğarken yada batarken namaz kılınmasın diyedir.
Tâ-Hâ, 130.. Ayet: Sözlerine karşı dayanıklı ol, güneşin doğumundan ve batımından önce Rabbini yücelterek an. Geceleyin ve günün her iki ucunda da an ki mutlu olabilesin.
Bu ayette de namaz kıl emri yok. Kaf 50:39 ayetini destekler.
Namaz beden ile yapılan bir ibadettir.
Rabbinizi överek yüceltmek isterseniz tüm benliğinizle ve bedeniniz ile ona saygı duymaktır. Nereye dönerseniz dönün bütün yönler ona aittir. Ama topluca ibatette durum tabiki tek bir yöne dönülecektir.
Bakara, 125.. Ayet: Kabeyi halk için bir odak noktası ve bir güven yeri kıldık. İbrahim’in makamını bir namaz yeri olarak kullanın. “Ziyaretçiler, kendini ibadete verenler ve eğilip secde edenler için ikiniz Evimi temiz tutun,” diye İbrahim ve İsmail’i görevlendirmiştik.
Hac, 26.. Ayet: İbrahim’i Evin (Kabe’nin) mekanına yerleştirmiştik: “Bana hiç bir şeyi ortak etme. Evimi de, ziyaretçiler, orada yerleşenler, rüku ve secde edenler için temizle.”
Secde ve ruku yü biliyorsunuz değilmi, birçok ayet var.
Akşam namazı ise yine aynı ayettir. Evet İsra 78 aynı sûre. Allah sabah ve akşamı eşit kılmıştır.
Ra’d, 15.. Ayet: Göklerde ve yerde olan herkes ister istemez ALLAH’a secde eder. Gölgeleri de sabah akşam…
Yani akşam namazı daha hayırlıdır, yada sabah namazı daha hayırlıdır demeyin. İki namazda eşit ölçüdedir ve birbirini tamamlar. Akşam namazı üç rekattır. Arttıranlardan veya eksiltenlerden yani şeytandan yana olmayın. Maun sûresindekilerden olmayın inşaALLAH
Öğle namazını soracak olursanız, Allah öğleni istirahat kılmıştır. Tabiki Allah’ı övgü ile anmanız için Rûm 17/18 ayetleri gönderilmiştir. Ancak bu ayetlerde namaz kılın emri yoktur.
Nûr, 58.. Ayet: Ey inananlar, emriniz altında çalışanlar ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar üç kez izin almalıdırlar: Sabah namazından önce, öğle vaktinde dinlenmek için elbisenizi çıkardığınız zaman ve Akşam namazından sonra… Bunlar, sizin özel üç vaktinizdir. Bunların dışında, birbirinizin yanına girip çıkmakta bir sakınca yoktur. ALLAH ayetleri size böyle açıklar. ALLAH Bilendir, Bilgedir.
Ayettende anlaşılacağı üzere bir iş gününde özel vakitleri sıralamıştır. Patronun, müdürün, işverenin yanına canınız her istediğinizde girermisiniz? Burada aklı işletenler için normal çalışma saatlerinin bir gün içerisinde hangi saatler olması gerektiği buyruluyor.
İkindi ve yatsı namazlarını soruyorsanız Kur’an da emri yoktur. Arttıran veya azaltan şeytandır.
Güneş batmalıdır ki onun doğuşunu arzulayalım!
Muhammed 29 ekin verecek inşallah…
Allah'ım mükemmel olan sensin. Tek olan sensin bir olan sensin. Hâk olan sensin. Ezelisin ebedisin, müthiş olan sensin, müthişinde üzerindesin. Samet olan sensin. Nur içinde Nur olan sensin. Yerin, göğün ve ikisinin arasındakilerin sahibi de sensin. Dönen her şeyin sahibi sensin, girdapların sahibi de sensin. Gören, gözeten sensin, canlı ve diri olan sensin. İnsanın, meleklerin, cinlerin, canlıların, cansızların herşeyin sahibi sensin. Can veren, can alan sensin. Bize ne istersen yapabilirsin. ALLAH tekdir ve birdir. Onun eşi benzeri, dengi ortağı yoktur.
Ha'nın sahibi sensin, Ta'nın sahibi sensin. Elif, Lâm, Mim, sahibi sensin. Ra'ya ulaştıracak olan sensin. Ya Sin! diyen sensin. Sad diyen sensin. Kaf'ın sahibi sensin, Ayn sensin. Lütfen bizleri bağışla ve merhamet et Ya Rabbim! Merhamet edenlerin en mükemmeli zaten sensin. Mükemmelinde üzerindesin.
Okuyan sensin, yazan sensin, öğreten sensin, gören sensin, duyan sensin, bilen sensin, izleyen sensin, unutmayan sensin. Çalıştıran sensin. Yıkayan ve temizleyen de sensin. Lütfen bizleri bağışla ve merhamet et Ya Rabbim! Merhametin sahibi de sensin. Kitabın sahibi sensin. Kitapların sahibi sensin. Kütüphanenin sahibi zaten sensin. Ne istersen onu yazar ne istersen onu çizersin. NÛN isimli kalemin sahibi de sensin.
ALLAH'ım lütfen beni bağışla ve bağışladığın kullarının arasına kat. Beni, ailemi, anamı, babamı ve ölmüşlerimi de bağışla. Senin her zaman her şeye hak ile gücün yeter.
Bu kitabı kimin okuyacağını en iyi O bilir.
Alemlerin Rabbine Övgüler Olsun.
YouTube. : siyasetci2010
Wordpress: siyasetci2010.wordpress.com
Twitter. :@__nibiru__
Gmail. : siyasetci2010@gmail.com
Yorumlar
Yorum Gönder